| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

SEVDALARIM

Ekonomi,siyaset ve sosyal konular

BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ(welcome)

    

        Çözümsüzlük diye bir terim, Müslüman Türkün kitabında olmayan bir ifadedir. Sağlam bir inanç temeline dayanan yüce milletimiz, tarihin en karanlık dönemlerinde, en içinden çıkılmaz badirelerde bile zoru başarmıştır. Hedefe varmak için dağları yol etmiş, denizler aşmış, denizlerin bittiği yerde gemileri karadan yürütmüş, yüzlerce kilo ağırlığında top mermisini tek başına namluya sürmüş, birkaç saniye sonra öleceğini bile bile düşmanın üzerine atlayacak kadar ölüme susamış bir milletin evlatlarıyız. Ondandır ki bizim kitabımızda çözümsüzlük yoktur. Çarelerin bittiği sanıldığı bir anda ölürüz ama, yeniden doğarız. ''Biz Türk Milletiyiz.''

  

BEN DÜNYAYA BÖYLE BAKIYORUM.YA SİZ?...

Buğun dünyada "süper güç" olarak takdim edilen ülkeler, yeni nesle tarihlerini öğretirken, hayalî kahramanlardan ve uyduruk tarihten medet ummaktadırlar. Zira onların tarihlerinde övünülecek, fazilet olarak takdim edilecek hâdiseler pek olmadığı gibi, "örnek şahsiyetler" de yoktur. Onun için ortaya, Teksas, Tommiks, Red-Kit, vs. gibi çizgiroman kahramanları, Süpermen gibi hayalî kahramanlar çıkarmışlardır. Oysa bizim tarihimiz baştan başa, şanla, şerefle doludur. Tarihimize mührünü basmış sayısız kahramanlar, kumandanlar, idareciler, ilim adamları, san'atkârlar, maneviyat büyükleri, birer masal kahramanı değil, yaptıklarının çoğu tevazu perdesi altına gizlenmiş gerçek kahramanlardır. Düşünün, ecdadımız İstanbul'u fethettiği zaman, daha Amerika kıtası bile keşfedilmemişti. Ecdadımız dünyanın en büyük topunu icad eder, dünyanın en mükemmel silah fabrikalarını kurarken, bugün dünya silah pazarını elinde bulunduran ülkelerin adlan-sanları yoktu. Ecdadımız, dünyanın en mükemmel ordu teşkilatını, en gelişmiş harp sanayiini kurarken, mimarîde, san'atta, ilimde en mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatları hayretler içerisinde karşılıyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatlan hayretler içerisinde ve hasetle seyrediyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, gençlerimiz, tarihini bilmez, ecdadını tanımaz oldu. Bunun faturasını da çok ağır ödedik, hâlen de ödemekteyiz. Maddî, manevî sıkıntılarımızın temel sebeplerinden biri, işte bu şekilde mazimizi, tarihimizi bilmeyişimiz, ecdadımızı tanımayışımızdır. Bize bu cennet vatanı armağan eden, bu güzelim ülkeyi İslam beldesi haline gelen bu topraklar üzerinde Ezan-ı Muhammedi'nin ilelebet yankılanması için canlarını feda eden, İ'la-yı Kelimetullah sancağını üç kıtada şerefle dalgalandıran, ilimde, teknikte, san'atta birinciliği kimselere kaptırmayan ecdadımızı tanımak, herşeyden önce bu vatanda yaşayanların boynuna borçtur. Hususan da gençlerin... Niçin gençler için "hususan" kaydını koyuyorum. Zira, eğik başlan tekrar dik tutturmak, izzet, vakar, şeref yolunu açmak gençlerin aslî vazifesidir. Yaklaşık iki asırdan beri devam eden Batının tahakkümünden kurtulmak, ekonomik sıkıntı çemberini parçalamak, manevî değerleri yeniden elde edip asıl mecraina oturtmak için, ecdadı örnek almak lazımdır. Bir Fatih Sultan Mehmed'e bakınız, 21 yaşında İstanbul'u fethetmiştir. Bu bir masal değil, gerçeğin tâ kendisidir. İşte gençlerimiz kendilerine bu büyüğümüzü örnek almalı, "21 yaşında Fatih olmanın" yollarım araştırmalı, kendilerini ona göre hazırlamalıdırlar. Tarihimize şan veren, bize bu vatanı armağan eden, güzel ahlakın, güzel idarenin numunelerini sergileyen, zaferler ve fetihler yolunu açan büyüklerimizin hayatını her zamaman hatırlamalıyız. Gençlerimizin, TV filmleri, çizgi filmler, çizgi romanlar bombardımanıyla zihninde yer alan Batılı uyduruk kahramanları değil de, ecdadımızı örnek almasını yürekten arzulamaktayım. Tarihine ve ecdadına sahip çıkan gençliğin, yakın bir gelecekte, güzel günler kapısını aralayacağına ve hepimizin yüzünü güldüreceğine inanıyorum.
         TÜRKLER TARİH YAPAR,TARİH YAZMAZ..
  
The TURKS is lord of the world ....BENİM SİTEM:www.mehmettunabas.tr.com.tr
                YURTTAN ve DÜNYADAN HABERLER(Politik haberler)
http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.php?kategori=politika&sure=3" YAZARLAR:"http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.php?kategori=yazarlar&sure=3"
    TUNALIM...
WORLD NEWS:  http://www.nytimes.com/pages/world/index.html                  TUNALIM.....

SOSYAL DEVLET-MİLLİ DEVLET

Prof. Dr. Haydar Baş
"İktisat teorisi, istatistik, matematik ve enformasyonun gerçek sentezi olan çalışmasıyla Profesör Haydar Baş’a da bir Nobel ödülü gerekecektir. Bunda milli sistemi ve modeli mühim rol oynayacaktır."
Prof.Dr. Goulnur BALTONOVA
Kazan Devlet Üniversitesi
Yeni bir iktisadi model: Milli Ekonomi Modeli
Milli Ekonomi Modeli, insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi; ve yine ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olmasının yanı sıra iç ve dış harcamalarını borçlanmadan temin edebilmesinin formülüdür. Bu yönüyle Milli Ekonomi Modeli, ülkelerin ve milletlerin kalkınmasının ve ekonomik bağımsızlığının tek yoludur.

Sosyal Devlet Milli Devlet
Eseri okumak için : Milli Ekonomi Modeli tezini online olarak okumak için tıklayınız.
Akademisyenler : Tezi değerlendiren akademisyenlerin tebliğlerini okumak için tıklayınız.
Sosyal Devlet / Milli Devlet'in "vatandaşlık maaşı projesi" başta olmak üzere ve Sosyal Devlet projeleriyle bizim yapmak istediğimiz, "millet için devlet" anlayışının yeniden hayata geçirilmesidir.
Milli Devleti, diğer sistemlerle kıyaslanamayacak kadar farklı bir noktaya taşıyan, tezin gayesine ve merkezine insanın konulmasıdır. Bu tez, Türk medeniyetinin bütün insanlığa hediyesidir.
Sosyal Devlet Milli Devlet
Eseri okumak için : Sosyal Devlet Milli Devlet tezini online olarak okumak için tıklayınız.
Akademisyenler : Tezi değerlendiren akademisyenlerin tebliğlerini okumak için tıklayınız.
TUNALIM...

PROF. DR. HAYDAR BAŞ:''OBAMA TİYATRO OYNUYOR.''

A.B.D. Başkanı Obama'nın Mısır'dan İslam dünyasına seslendiği, 'ESSELAMUALEYKÜM'le başlayan konuşmasını değerlendiren Prof. Dr. Haydar BAŞ ''OBAMA'NIN YAPTIĞI TİYATRODAN İBARETTİR; hiledir, yanlıştır ve yalandır.'' dedi.

Prof. Dr. Haydar BAŞ, ABD Başkanı Barack Obama'nın
MISIR'dan İSLAM DÜNYASIna seslendiği, 'ESSELAMUALEYKÜM'le başlayıp, ''Çocukluğumda EZAN sesiyle uyanırdım...''
şeklinde devam eden konuşmasını değerlendirdi.
Bu yeni taktikle hedefin, İslam dünyasının A.B.D.'ye karşı olan
refleksinin yok edilmek olduğunu ifade eden
Prof. Dr. Haydar BAŞ, bu ülkenin hali hazırda
AFGANİSTAN ve PAKİSTAN'da yaptığı saldırıları hatırlattı.

YAPILANLAR HİLE VE YALAN...

MISIR'daki konuşmasına 'ESSELAMU ALEYKÜM' sözüyle başlayan
Obama’nın yaptığının tiyatrodan ibaret olduğunu söyleyen
Prof. Dr. Haydar Baş konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Demezler mi adama ki: MADEM SENİN DEDİKLERİN DOĞRUDUR; NEDEN SEN MÜSLÜMAN OLMADIN? 'ŞÜPHESİZ Kİ, ALLAH ÜÇÜN ÜÇÜNCÜSÜDÜR DİYENLER KAFİR OLMIŞTUR' diyor CENAB-I HAKK.
'Allah üçün üçüncüsüdür' diye kimler diyor?: Hıristiyanlar...
Obama hangi dine mensuptur?: Hıristiyanlık...
O zaman Obama'nın yaptığı TİYATROdan ibarettir, hiledir, yanlıştır ve yalandır. Bunlarla Müslümanları kandırmanın bir alemi yok ki.''


Prof. Dr. Haydar BAŞ, A.B.D. Başkanı'nın MISIR
konuşmasındaki sözlerinin, çok önemli bir proje kapsamında ifade edilmiş
olduğuna işaret etti. Prof. Dr. Haydar BAŞ şunları söyledi:
''Obama'nın böyle ifadeler kullanmasının manası: İslam dünyası BİZİM YAPTIKLARIMIZDAN ETKİLENMESİN, BİZE KARŞI ÇIKMASIN, HAREKETLERİMİZE MANİ OLMASIN, BİZE HOŞ BAKSIN, İYİ DESİN,
GÜZEL DESİN ve kendi içinden biz bunları yok edelim ve işgal edelimdir. Obama’nın sözlerini mantığı budur. Bu bir projedir.
Bu projenin içinde İSLAM DÜNYASININ İMHASI vardır, İLHAKI vardır.''

BATILILARDA MERHAMETE YER YOK...

Bu sözlerin ardından AFGANİSTAN ve PAKİSTAN'da A.B.D.'nin gerçekleştirdiği vahşi saldırıları hatırlatan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar BAŞ şunları söyledi: ''Peki, madem, bu batılıların medeniyetinde bu kadar merhamet var, şu andaki Afganistan'ın hali nedir?
Obama Mısır’da bu sözleri ifade ettiği gün Afganistan’da bir sürü olaylar oldu.''

MİLLET DE, SİYASET DE AYIKMALI...

Eski adı, 'DİNLERARASI DİYALOG' yeni adı, 'MEDENİYETLER İTTİFAKI' olan projeye de dikkat çeken BTP Genel Başkanı, Türkiye’nin Müslüman kimliğinden dolayı Avrupa Birliğine kabul edilmediğini ifade ettiği sözlerini şöyle sürdürdü: ''Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz buyuruyor ki; 'Ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki, Hıristiyanlar kiler deliğine girse, fare deliğine girse ümmetim o deliğe girmeye çalışacak.' Öyle değil mi şimdi? Yahu adamlar seni kabul etmiyorlar. Kabul etmez. Bu bir kanundur. Aklını başına devşirsene. Milletin de bu noktada uyanması lazım siyasetin de.''TUNALIM.. .PROF. DR. HAYDAR BAS:''Obama is ...'' THEATER PLAY

A.B.D. Chairman of the Islamic world from Egypt to Obama'nın is called, 'The Professor ESSELAMUALEYKÜM'le start evaluating the speech. Dr. Haydar THE TOP THEATER''Obama'nın ibarettir; is cheating, and lying is wrong.''He said.

Prof. Dr. Haydar PER, U.S. President Barack Obama'nın
Egypt has called on the Islamic world, 'starting ESSELAMUALEYKÜM'le,''Childhood and would wake up with my voice ...'' Ezan
was ongoing in the form of speech.
With the goal of this new tactic, which the Islamic world against the United States
reflex is to be no expression of the
Prof. Dr. Haydar PER, the country's already
Reminded the attacks in Afghanistan and Pakistan.

Tricks and YALAN made ...

Speech in Egypt a 'ESSELAMU ALEYKÜM' words starting with
Which consists of saying that the theater is done Obama'nın
Prof. Dr. Haydar Baş has continued to speak as follows:
De man is not'': Made SEN DE what is RIGHT, WHY did SEN Muslim? 'Verily, Allah is the third of three that the unbelievers DE OLMIŞTUR' says Cenab-I RIGHT.
'Allah is the third of three' Who says so?: Christians ...
Obama is a member of what religion?: Christianity ...
At that time the theater is simply Obama'nın, is cheating, and lying is wrong. Muslims of the world does not cheat them.''


Prof. Dr. Haydar PER, A.B.D. Chairman of EGYPT
speech of the word, was expressed in a very important project
as was pointed out. Prof. Dr. PER Haydar said:
To use such expressions''Obama'nın meaning: the Islamic world will not be our Effect, U.S. opposition, the Movement for OLMA Mani, the U.S. HOŞ BAK, you are GOOD DE,
We have them in and they're pretty, too, and the occupation will let. This is the logic Obama'nın words. This is a project.
This project is the disposal of the Islamic world, has İLHAN.''

NO PLACE in the West to Mercy ...

Following this question the United States in Afghanistan and Pakistan has carried out violent attacks BTP Genel Başkanı Prof. reminders. Dr. PER Haydar said:''Well, seeing that, of this western civilization, have mercy on that, what is the current state of Afghanistan?
Obama words to express this in Egypt in the days when Afghanistan was a lot of events.''

MİLLET DE, POLITICAL DE AYIK should ...

The old name, 'DİNLERARASI DIALOGUE' new name, the 'Alliance of Civilizations' project that draws attention to the General Chairman of the BTP, Turkey's Muslim identity, because the European Union not to accept the statement that follows the words continued:''The Prophet Aleyhisselatü vesselam buyuruyor Efendimiz that' Ahir When such a time in which Christians enter the cellar hole, but the mouse into the hole to hole, but it will work my nation. " Not so now? Yahu men do not accept you. Kabul etmez. This is a law. Per devşirsene mind. At this point I need to wake up the nation's politics, too.''TUNA LIM...

MİLLİ DEVLET TEZİ,21.ASRIN DEVLET MODELİDİR.


Her kültür ve her medeniyet, kendi değerlerinden yola çıkarak insana yorum getirirken; insana ait olan sosyal olayları da sahip olduğu bakış açısı ile değerlendirmiştir.

 “Devlet”e getirilen tarif ve yorum ise, bir bütün olarak sosyal olaylara, ekonomiye, hukuka, idareye, siyasete, çevreye, top yekun insana ve onunla alakalı olan olgulara bakış açısını ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda devletin piyasalarda ne kadar ve ne kimlikle yer alacağı, sosyal harcamalara bütçeden ne kadar fon ayıracağı, hangi oranlarda kimden vergi toplayacağı, vatandaşları ile arasındaki hukukun temellerinin ne olduğu ve hangi esaslara dayandıracağı, nasıl yönetileceği… vb. birçok sorunun cevabı, hep bir “bakış açısı”nı yansıtmaktadır. 21 asırda yaşıyoruz; ama yeryüzünde, eski asırlardan daha az kan akmıyor. 1.39 milyar insan, günlük 2 doların altında
gelirle yaşamak zorundadır.

Gelecekte karınlarını doyurup doyuramayacakları konusu, bireylerin en büyük kaygısı haline gelmiştir. Yeryüzünün hiçbir yerinde gerçek manada can güvenliği kalmamış; hergün binlerce insan, ya savaş ve işgallerden ya da cinayetlerden ölmektedir. İnsan hakları, özgürlük, demokrasi gibi “temel kavramlar”, belki de tarihin hiçbir döneminde bugünlerdeki kadar istismar edilmemişti…

Demokrasi adı altında ülkeler işgal ediliyor, insan hakları adı altında devletler etnik parçalanmaya tabi tutuluyor.
Öte yandan toplumlarda sınıflar arasındaki çatışma, yüz yılardan beri devam edeip gelmekte; işçi–işveren arasındaki mücadele, çözümsüzlük yumağı olarak insanlığın önünde durmaktadır. “Ekosisteme zarar verme” ve “çevreyi tahrip etme” hususunda adeta insanoğlunun üstüne bir varlık yoktur.
“Güçlü olan”ların artık “her zaman haklı” addedildiğine, özellikle haksız olduklarında bile “sanki daha çok haklıymış” gibi kabul gördüklerine; Irak’ta, Filistin’de ve dünyanın birçok yöresinde hukukun hiçe sayıldığına hep beraber şahit oluyoruz.

Milli Ekonomi Modeli’nin sahibi /
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş


MİLLİ EKONOMİ MODELİ İÇİN NE DEDİLER

Prof. Dr. F.R. Grabau / Magdeburg Üniversitesi–Almanya
“Belirli bir gelirin altındakilerden vergi alınmaması”
formülünü destekliyorum

Almanya’da “Sosyal harcamalar bütçenin % 18’idir ve yetersizdir. Konumumuzu korumaya çalışıyoruz ama bu mümkün gözükmüyor. Almanya yüksek vergiler konusunda lider. Mali kurumlar güçlü vergi sistemini savunmaktadır. Bu da Alman vatandaşlarının yüksek vergilerin altında ezilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Halbuki Prof. Dr. Baş’ın Sosyal Devlet–Milli Devlet tezinde, sosyal devlet projeleri çerçevesinde vatandaşa kaynak aktarılması isteniyor. Bu son derece doğru bir yaklaşımdır. Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modeli” tezinde ifade ettiği “belirli bir gelirin altındakilerden vergi alınmaması” formülünü destekliyorum.
Prof. Dr. Haydar Baş çarpıcı son eseri, “Sosyal Devlet – Milli Devlet” ile devletlerin dış boyunduruğa girmeden kendi gücüyle nasıl ayakta durabileceğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. 
Almanya için de modelin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’tan yardım istememiz gerekeceği kanaatindeyim.      TUNALIM...

EKONOMİK İDEOLOJİ


Her felâketin, her belânın terbiye edici, düşündürücü, yeni ufuklar açıcı bir tarafı bulunabilir. Küresel ekonomik krizde de böyle olmuştur. Bu kriz olmasaydı, birçok kimse liberalizmi, daha geniş anlamda Batılı ekonomik modelleri tartışmayacaktı. Nitekim tartışmıyorlardı. Temelleri sakat, kuralları tutarsız, birçok sorun karşısında çözümsüz ve çaresiz kalan bu modeller, kesin doğrular gibi kabul görüyorlardı. Şimdi ise sadece Batılı ekonomi modelleri değil, topyekün Batı medeniyeti tartışılıyor. Tartışanlar arasında o medeniyetin asıl sahipleri de var. İşte, işin ilginç ve önemli yanı burası. Küresel kriz sebebiyle Batılı ekonomistler, yazarlar, siyaset, bilim ve işadamları fikir beyan ettiler, halen  de ediyorlar.
Beyan edilen fikirler içerisinde en dikkat çekici ünlü milyarder James Goldsmith’inki oldu. Goldsmith şöyle diyor: “Tamamen değişen şartlara rağmen benimsemiş olduğu ekonomik ideolojinin geçerliliğini sorgulamayan medeniyetin kendi kendini yok etmesini seyretmek, ne kadar da şaşırtıcı bir şey”. Demek ki, bugüne kadar Batıda uygulanan ve dünyaya dayatılan ekonomi modelleri bilimsel ve evrensel gerçekler değilmiş, ekonomik ideolojilermiş. Dahası, Batı medeniyeti bunların üzerine bina edilmiş. Eğer bunlar çökerse –ki çöküyor- o zaman Batı medeniyeti de çökecektir. Burada akla şu soru gelebilir: “Peki, ideolojiler bilimsel ve evrensel değil mi?”. Hemen cevap verelim. Değil, ideolojiler, Batı dünyasında belli bir sınıfın, özellikle de egemen, sömürücü sınıfın gerçeğidir. Bu anlaşılınca Batılılar, ideolojileri bilimsel kılıflara soktular ve ardından da “ideolojiler öldü” diyerek toplumları kandırmaya çalıştılar, büyük oranda da kandırdılar.
Rahmetli Cemil Meriç, bu konuda şunları söyler: “İdeolojilerin zevali nazariyesi, dünyamızdaki ilerleme hamlelerini durdurmak için başvurulan son hile belki de. Kimse toplum yapısını değişiştirmeye kalkmasın diye, babadan kalma tutucu ideoloji yepyeni bir hüviyetle sahneye çıkarılmaktadır. Filhakika kalabalıkların ideolojilerden soğuması, kurulu düzenin çok işine gelmektedir ve tevekküle götüren bir soğuma. Tenkit zihniyetini boğan bir ruh iklimi geliştirmektedir”. (Bkz. Kırk Ambar, c.2, s. 299-300). Goldsmith’in sözleri, bu gerçeğin itirafı mahiyetindedir. Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu söyleyen Batılı yalnız Goldsmith değil. Aklı başında olan her Batılı bunun farkındadır. Bunlardan biri de BM İnsan Hakları Danışma Kurulu Üyesi Jean Ziegler’dir. Ziegler, küresel ekonomik krizin bir ‘medeniyet krizi’ olduğunu söylüyor.
Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu, küresel kriz çıkmadan, yıllar önce de söyleyenler  vardı. Meselâ, Fransız filozof Rene Guenon, Batı medeniyetinin sürekli kriz doğurduğunu ve çökeceğini haber verenlerdendir. Geunon, “Çağdaş Dünyanın Bunalımı” adlı eserinde şöyle diyor: “Bitecek olan bugünkü şekliyle Batı medeniyetidir. Batı medeniyetini dünyanın bütünü sayanlar, onun için kıyamet kopacakmış gibi telâşa düşüyorlar. Aslında bir devrin sonu bu, daha doğrusu kozmik bir devrenin. Mazide kavimler, ırklar, medeniyetler silinmiş tarih sahnesinden, silinecek de. Ne var ki, bu defaki kapsamlı, etkilerini bütün dünyaya hissettirecek bir değişiklik” (A.g.e., c.2, s. 443). Batı medeniyetin yıkılmasıyla, dünya yıkılmaz. Bir medeniyetin yıkılması, yeni bir medeniyetin müjdecisidir. İyi de, bu medeniyet hangi medeniyet olabilir?  Bu soruya cevap verebilmek için tekrar Goldsmith’in sözüne dönmek gerekir. Goldsmith’e göre, Batı medeniyetinin temeli, geçerliliğini yitirmiş ekonomik ideoloji değil miydi?  O halde yeni medeniyetin müjdecisi, bilimsel gerçeklere dayanan yeni bir ekonomi modeli olmalıdır. Bu da, ‘Milli Ekonomi Modeli’ adıyla ortaya konulan modeldir. Gerçekten krizden çıkmak, krizi fırsata dönüştürmek isteniliyorsa, tek çare ‘Milli Ekonomi Modeli’ni uygulamaktır. Gerisi,  bataklıkta debelenmektir.

EKONOMİK TERÖR ÖRGÜTLERİünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve IMF… gibi uluslararası kuruluşları, ‘Ekonomik Terör Örgütleri’ olarak nitelendirenlerin sayıları her geçen gün artıyor. Diyeceksiniz ki, “bu kuruluşlarda çalışan binlerce eleman var.  Politikalarını savunan ve uygulayan hükümetler var. Peki, onları nasıl adlandıracağız?”. Söz konusu kuruluşlarda çalışmış bazı kişiler, itirafta bulunuyor ve yaptıkları işin, ‘Ekonomik Teröristlik’ veya ‘Ekonomik Tetikçilik’ olduğunu söylüyorlar. Ekonomik teröristlik kavramı, ülkemizde de tartışma konusu oldu. TİM Başkanı Oğuz Satıcı, “yapacağımız çalışmalarla ekonomik terör ortamını önlemek istiyoruz” dedi. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz bu eleştiriye, “ekonomik terörist değiliz” diyerek cevap verdi. Bu tartışma şunu gösteriyor: Demek ki, kimilerine göre, ekonomik terör örgütlerinin politikalarını uygulayanlar,  ekonomik terörist tanımına dahildir. Aslında, adam öldüren, suikast ve katliam yapan, şiddete başvurun teröristlerle, ekonomik teröristlerin yaptıkları arasında temelde ve amaçta bir farklılık yoktur. Dünyada, her gün 24 bin insanın açlıktan ölmesine sebep olan ekonomik teröristlerin, silâhla insan  öldüren teröristlerden  farkı var mı? Tek fark şudur: Birisi silâhla, diğeri aç bırakarak öldürüyor. Ama sonuç aynı. Her ikisi de öldürüyor.
Ekonomik terör örgütleri ve ekonomik teröristler,  yaptıklarını açıklık içerisinde gizliyorlar. Daha doğrusu, yardım yapma rolü oynuyorlar. Görünüşte, sahiden yardım da yapıyorlar. Ama karşılığında bazı politikalar dayatıyorlar. Meselâ, borçlanmaya ve dışa açılmaya dayalı ekonomi politikaları gibi. Bu politikaları benimseyen ülkelerin,  borçları ve bağımlılıkları artıyor. Birkaç örnek sunalım: Gana, 2002 yılında IMF ile anlaştı. IMF, bilinen politikalarını dayattı. Tarım ve sanayide devlet desteğini kaldır. Kamu harcamalarını kıs. Yatırım yapma. Gümrük duvarlarını yık, ithalatı kolaylaştır. Devlet kuruluşlarındaki memur ve işçi sayısını azalt. Özelleştirmeye devam et. Gana, denilenleri yaptı. Avrupa Birliği’nden gelen ithal mallar Gana’yı istilâ etti. Ganalı çiftçiler, ekemez, dikemez, biçemez duruma düştüler. Sözün özü, aç kaldılar. IMF, Zambia’ya da aynı oyunu oynadı. Zambia’ya yerel giyim sanayiyi korumaya yönelik gümrük vergilerini kaldırttı. Zambia, ucuz, kalitesiz tekstil ürünleriyle doldu taştı. Haliyle yerli firmalar üretimi terk etti. Peru’da da aynısı oldu. IMF, Peru’ya hububat üzerindeki gümrük vergilerini aşağı çektirdi. Tabii olarak, Peru çiftçisi, yılda 40 milyar dolarlık destek alan ABD çiftçisiyle rekabet edemedi. Peru borçlandırıldı, borcunu ödemek için bakır ve fosfat madenlerinin işletmesini yabancılara devretmek zorunda kaldı.
IMF ile anlaşan ve IMF programlarını uygulayan ülkelerin durumu hep böyle olur.  Bu inkâr edilemez gerçek ortada iken, birileri çıkıyor, “IMF ile anlaşmanın ülkemize güven ve güç getireceğini” söyleyebiliyor. Gerçeğin, bu kadar ters yüz edilmesi insanı şaşırtıyor. Halbuki güvenli ve güçlü hiçbir ülke IMF ile anlaşmaz, IMF programlarına asla iltifat etmez. Doug Henwood, bunu şöyle anlatıyor: “Birleşik Devletler, sıradan bir ülke olsa, yapısal ayarlamanın en birincil adayı olurdu. Kendi servetimizin çok ötesinde bir yaşam sürüyoruz, muazzam ve gittikçe daha da büyüyen dış borçlarımız var, devasa bir bütçe açığına sahibiz ve hükümetler bu konuda bir şeyler yapmaya en ufak bir ilgi göstermiyor. Birleşik Devletler eğer sıradan bir ülke olsaydı, IMF kapımızda belirir ve ekonomik durgunluk yaratmamızı, dış hesapları dengelememizi, daha az tüketmemizi, daha fazla yatırım ve tasarruf yapmamızı isterdi bizden. Ama Birleşik Devletler bildiğimiz Birleşik Devletler olduğundan böyle bir şey elbette ki gerçekleşmeyecek. O reçete bizim için değilse, başkaları için nasıl oluyor da o kadar şifa verici kabul ediliyor” (Bkz. Steve Hiatt, Küresel Kriz ve Büyük Resim, s. 36-37). Bir yabancının, bu itirafları karşısında duralım ve düşünelim. “IMF bağımlısı olmak, ayrılmayı göze alamamak, neyi ortaya koyuyor? Acaba, bu kişiler, farkında olmadan ekonomik teröristlik mi yapıyorlar? İşte, tartışılması gereken en temel sorunlarımızdan birisi de budur.  Bu ve bunun gibi birçok temel sorunun, temel çözümü ‘Milli Ekonomi Modeli’nde. Ama görecek göz gerek.

H.Yıldırım-TUNALIM….  ( http://tunalim17btp.socialgo.com/home.html )

DAVOS’TA KAFA KARIŞTIRAN DAVRANIŞLAR


Öncelikle şunu açık bir şekilde ifade etmeliyim ki Başbakan R.T.Erdoğan’ın Dovos’taki  Gazze oturumunda, İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e karşı davranışını taktirle karşılıyorum…
Yıllardır dışa bağımlı ve teslimiyetçi tavırlar sergileyen Türk siyaseti sayesinde, sindirilmiş halkımız ve özellikle de  İslam alemindeki halklar, böyle bir davranışa destek çıkmakla, Türkiye’den bekleyen misyonun altını çizmiştir. Sokakların gece yarılarında miting havasına bürünmesi, halkımızın bu konudaki beklentisini ortaya koymuştur…
Yapılan bu davranışın içerde siyasete alet edilmesi halinde, elmalarla armutların toplanmaya kalkışılması gibi yanlış bir iş olur…
Davos’daki davranışın anlamını; Başbakanın bundan sonraki tavırları ve iktidarın ortaya koyacağı icraatlar belirleyecektir…

Gazze Oturumunda ortaya konan tavırdan sonra yapılan açıklamalar kafa karıştırmıştır.
Başbakan, Peres’e yönelerek ve vücut dilini dahi güzel kullanarak; “Benden yaşlısın biliyorum. Sesinin benden çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Benim sesim bu kadar çok yüksek çıkmayacak. Bunu böyle bilesin. Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok  iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum. Ülkenizde Başbakanlık yapmış 2 kişinin bana çok önemli lafları vardır.  Filistin'e, tankların üstünde girdiği zaman, “kendimi bir başka mutlu addediyorum” diyen Başbakanlarınız var. Tankların üzerine çıkıp da “Filistin'e girince mutlu oluyorum” diyen Başbakanlarınız var...” şeklinde konuşmuştur.
Ve Başbakan salonu hiddetle terk etmiştir..
Bu davranış sayesinde de hak ettiği taktiri toplamıştır.

Türkiye’deki seçmen ağırlıklı vatandaşlar, bu tavırdan dolayı teşekkürlerini dile getirmiştir. Ancak kısa bir süre sonra plak ters dönmüştür…
Öncelikle ortaya konan haklı davranış, İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e karşı ortaya konmuş olmasına rağmen, hemen sonra yapılan açıklamayla; yapılan bu davranışın,  Peres’e ve İsrail’e karşı yapılmamış, oturumu yöneten moderatöre karşı yapılmış olduğu  şeklinde düzeltmeye gidilme ihtiyacı duyulmuştur.
Bundan sonra İsrail ilişkilerinin nasıl olacağı sorulduğunda da; İsrail ile ilişkilerin eskisi gibi devam edeceği açıklanmıştır…
Açıkça söylemek gerekirse; sonradan yapılan açıklamalar, ortaya konan davranışa gölge düşürmüştür…

Davos Krizini anlamaya çalışırken, Meltem Televizyonunda gazeteci yazar İsmail Çetin’in sunduğu Kum Saati Programında Araştırmacı Yazar Ali Değirmenci Beyin yorumlarını dinliyorum. Gerçekten de Davos’ta kafa karıştıran tavırlar sergilenmiştir…
Sayın Değirmencinin tespitlerini paylaşayım sizlerle;
“Başbakanın ortaya koyduğu tavıra karşı Türk Milletinin ortaya koyduğu sevinç ve destek; Türk Milletinin kendine has dik bir duruş sergilemesi gerektiği mesajıdır…
Bu tavrın bütün dünyada yankı uyandırmasının sebebi Türkiye’nin misyonunun ne kadar önemli olduğunun işaretidir.
Ortaya konan tavrın şahsi bir öfkeden mi, yoksa siyasi bir tavırdan mı olduğunu,  bundan sonraki ilişkilerden anlayacağız.
Bu yapılan hareketin içinin doldurulmadığı, İsrail ile ilişkilerin yeniden ele alınmadığı, yapılan önceki yanlış anlaşmaların askıya alınmadığı, Yahudi lobilerinden alınan cesaret madalyasının iade edilmediği, hiç bir şey olamamış gibi yola devam edildiği taktirde; bu tavrın içeriye dönük bir şovdan öteye geçmeyeceğini akıllardan çıkarmamak lazımdır…”

Görelim bakalım…
Başbakanın Davos tavrının içi dolumu, fos mu? Ne demiş büyükler; kişinin ianesi iştir, lafa bakılmaz..!

TUNALIM

ABD IRAK İŞGALİNE DESTEK VERENLER İSRAİL'E DE

Ey!...insanlık...Böyle savaşmı olur?Kendisine BM tarafından koordinatları verilmiş okulda bulunan çocuk ve kadınları katladen gözü dönmüş İsrail'i şiddetle kınıyorum...

 Bunların hayallerine gizli ve açık destek olanları tarih bir gün mutlaka yargılayacaktır.Hele uluslararası savaş kurallarını hiçten sayıp,çocukları ve kadınları kadlederek insanlığa zulmedenlerin sonu  abad olmayacaktır.Çünkü ''Zulümle abad olanın sonu acad(hüsran)olur.''Tarih bunun ibret verici örnekleriyle doludur.

ABD, Irak’ı işgal etmekte tereddüt yaşamıştı.
Nereden mi biliyoruz bu tereddüdü yaşadığını?
Bizzat dönemin ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Paul Wolfowitz itiraf etmişti.
ABD Savunma Bakan yardımcısı Paul Wolfowitz, :
Irak işgalinden üç ay önce Türkiye’ye yaptığı bir ziyaret esnasında “Biz ırak’a müdahale konusunda tereddüt ediyorduk, Türkiye bize cesaret vermiştir” demişti.
ABD devam eden Irak işgaline malumunuz olduğu üzere 2003 yılında başlamıştı.
Türkiye’ye Amerikalı yetkililerin biri gidip biri geliyordu o dönemde.
Kapalı kapılar ardında saatler süren gizli toplantılar yapılıyor ve konuşulanlar milletten ısrarla saklanıyordu.
İşte bu sürecin sonunda ABD kanlı Irak işgaline başladı.
Irak’ı işgal edecek cesareti bu görüşmeler sonucunda Türkiye’den bulmuştu ABD.
Türkiye’yi yöneten hükümetten cesaret alınmıştı.
‘Cesur olun biz sizin arkanızdayız’,
‘Sizinle bu konuda eş başkanlık yapmaya bile hazırız’ demişti hükümet yetkilileri Amerikalılara.
Hatta Irak işgalinin resmi adı olan BOP projesinde, “Diyarbakır bu projede bir yıldız olabilir” diye açık çek bile verilmişti hatırlarsanız.
Şimdi durduk yere çoktan unutulmuş bu meseleyi neden gündem ediyorum diye düşünüyor olabilirsiniz.
İsrail günlerdir Gazze’ye bomba yağdırıyor.
Binlerce ton bomba yağmur gibi yağıyor Filistinli Müslümanların üzerine.
Ölenler 400’e, yaralılar 2000’e yaklaşmış durumda.
Bu saldırıdan önce Türkiye’ye gelen İsrail Başbakan’ı Ehud Olmert üst düzey Türk siyasilerle tam beş saat süren görüşmede bulunmuştu.
İster istemez ABD’ye Irak’ı işgal etmek için cesaret veren malum siyasiler, İsrail’e de Filistin’İ vuracak, Gazze’ye bomba yağdıracak cesareti vermiş olabilirler mi diye bir şüphe oluştu bende.
Aklımdan bu şüpheleri kovmaya çalıştımsa da düşündükçe daha da dallanıp büyüdü bu şüpheler.
Conilerin Irak’ta yaptıklarına göz yuman ve onları lojistik olarak destekleyen ve hatta “kahraman(!) Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua ediyorum” diyebilecek kadar ileri giden siyasiler neden İsrail’e de aynı desteği vermesinler?
Verebilirler ve sonuca bakılırsa da çoktan verdiler…
ABD’ye Irak’ta sağladıkları destekten daha büyük bir destek olmaz bence bu cesareti İsrail’e verdilerse…
Ne konuşulduğunu bilmediğimiz beş saat süren görüşmede siyasiler gerçekten İsrail’le neyin pazarlığını yaptılar tam olarak bilemiyoruz ama gerçek olan bir şey var ki, Türkiye üstüne düşeni tam olarak yapsaydı ne Irak’taki zulüm devam edebilirdi ne de İsrail bu derece canavarca katliamlarını yıllardan bu yana sürdürebilirdi. 
  TUNALIM

TARİHTE ERMENİ KATLİAMLARI





BU SAFHAYA (özüre) YAVAŞ YAVAŞ GELİNDİ... SONRASIDA VAR UYANIN...

HRİSTİYAN BATI ''SOYKIRIM YOK'' DEMEYİ BİLE SUÇ KABUL EDERKEN, DİNDAR C.BAŞKANIMIZ BİZDEN; İHANET İFTİRA VE HAKARETİ ve İDDİALARI ''OLGUNLUKLA'' KARŞILAMAMIZI İMA ETMEKTE



DİNDAR OLDUĞUNU AFİŞE EDEN AMA KÖKENİN KONUŞULMASINDAN NEDENSE RAHATSIZ OLAN
Gül yeşil ışık yakmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül önceki gün yaptığı açıklamada, Türkiye’de her türlü görüşün açıkça tartışılabilmesinin “devlet politikası” olduğunu belirterek, “Özür Diliyoruz” kampanyasına itirazının olmadığını ima etmişti. Başbakan Erdoğan ise girimi mantıksız bulduğunu belirtmişti. Erdoğan şunları kaydetmişti: Herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki özür diliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir sorunu yok.



Almanya´da Türklerin düzenlediği bir toplantıda Prof. Dr. Hasan Köni, "Ermeni meselesi" başlıklı bir konuşma yapmış ve şöyle demişti:
"Tehcir sırasında, yerinden olmamak için ´convert´olan yani Müslümanlığa dönen Ermeniler de var. Bunların kim olduğunu bilemiyoruz. Sayıları 300-400 bin kişi. Ayrıca dönmüş Museviler ve dönmüş Rumlar da var. Bunları maalesef Türkiye Cumhuriyeti kendi vatandaşlarını rahatsız etmemek için açıklamıyor. Belki de devletin içinde de yüksek rütbeye gelmiş Ermeni kökenli dönmüş insanlarımız var."

***

Hrant Dink, bir Ermenistan gezisinde oradaki muhataplarına "Siz 1.5 milyon kişiden bahsediyorsunuz. Oysa ayni dönemde yaklaşık 500 bin Ermeni, din değiştirip Türk olmuştu. Bunları neden dikkate almıyorsunuz?" diye sormuştu. Muhatabı da "Bu konunun gündeme gelmesi, davamıza zarar verir" cevabını vermişti.
Dink, bir yazısında Atatürk´ün manevi kızı Sabiha Gökçen´in yetim Ermenilerden olduğunu ve bu konuda elinde belgeler bulunduğunu yazmış ve kıyamet kopmuştu. Peki bu bilgiye ulaşan Dink, başka hangi bilgi ve belgelere ulaşmıştı. Acaba, Türkiye´de etkin noktalarda bulunan kaç kripto Ermeni vardı? Ve Hırant Dink´in öldürülmesinde, bu açıklamaların rolü var mıdır? Ayrıca, Hırant Dink´in bilgisayarının hard diski şu anda kimin elindedir?
K:Arslan BULUT





Türk'e ihya ettirilen, dönemin ihanet karargahı, simge Akdamar kilisesi..


Asala tarafından şehit edilen vatandaşlarımızdan bazıları..




90 lı yıllar hocalı katliamı.. Gözümüzün önünde yapıldı...........


Bosna - srebrenitsa daki soykırım sonrası açılan toplu mezarlar,
pAPANIN ve VATİKANIN BURNUNUN DİBİNDE HATTA GÖZETİMİNDE




..ve bir 29 Ekim Günü Teslimiyet imzası.. AB...

BU OLAYLARI BİZ 1999 YILINDAN BERİ ANLATMAYA ÇALIŞTIK

HAYDAR BAŞ 99 YILINDAN BU GÜNE " DİNİ ve MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZE YÖNELİK TEHTİDLER "

" ERMENİ SOYKIRIM İDDALARINI RET VE ULUSAL BAĞIMSIZLIK MİTİNGLERİ "
   ''ALÇAKLARI KIRPIP KIRPIP AYDIN YAPMIŞLAR''
      Hoca Nasreddin’in fıkrasından ayın kırpılarak yıldız yapıldığını öğrenmiştik ama günün birinde alçaklardan aydın olabileceğini hiç düşünmemiştik.
Bir uğursuz, bir şom ağızlı terzi rastgele kesmiş ve alçaklardan güya aydın çıkarmış.
Halbuki adı üstünde alçak, çukur, ışıktan nasiplenemeyen ve aydınlığa kavuşamayan demektir.
Bir grup aydın Ermenilerden özür dileme kampanyası başlatmışmış.
Kampanyayı başlatan isimlere yaklaşıyor bir de fark ediyorsunuz ki alçakların önde gidenleri.
Bir kere alçaklara aydın demek hem aydınlığa hakarettir hem de ülkenin gerçek aydınlarına hakarettir.
Kendi etnik kökeni ne olursa olsun, içinde yaşadığı topluma, ekmeğini yediği devlete ihanet edenlere dünyanın hiçbir yerinde aydın demezler, hain derler, işbirlikçi derler, çanak yalayıcı derler…
Küresel tefecilerin, haçlı emperyalizmin dört koldan saldırıya geçtiği, Türk’ün kurtuluş savaşında yediği tokadın intikamını almak için yeniden “haçlı seferi” ilan ettiği bir dönemde onların ekmeğine yağ sürecek, işlerini kolaylaştıracak davranışlarda bulunanlara, kale kapsını içerden açanlara tarihin her devrinde olduğu gibi bugün de sadece hain ve iş birlikçi denir.
Hain ve iş birlikçilerin matematiksel değerleri de rakamın solundaki sıfırlarla eş değerdedir.
Meselenin fikir özgürlüğü ile, demokratik tartışma ortamı ile falan bir alakası yoktur. Kimse kimseyi kandırmasın.
Onurlu–şerefli bir torun, dedesinin arkasından, salam–sümük küfredilmesi,heybe heybe iftira atılması karşısında; “bu bir demokratik tartışma ortamıdır” deyip susmaz,susamaz.
Dedesinin hatırasına sahip çıkamayan, dedesinin tertemiz izzet ve şerefinin lekelenme gayretleri karşısında suskun kalan torun, kendi torunlarının geleceğini de karartan sefil bir adam durumundadır.
Dedesine iftira atanlara “buyurun meydan sizindir” diyenler, gelecekte de bütün meydanları iftiracıların hizmetine sunacaklar demektir.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
“Hepimiz Ermeniyiz” diyerek kitleleri sokağa dökenlerin gazetelerindeki baş yazarlar–boş yazarlar bugün bu alçakça kampanyanın öncülüğünü yapıyorlar.
Sizce bu bir tesadüf müdür?
Herkes aklını başına almalı ve net tavrını ortaya koymalıdır.
Paspas gazetelerine aboneliğini sürdüren hacım da artık ya dedesinden ya da alçaklardan yana tavrını belirlemelidir.
Bir adam, bir kurum, bir basın–yayın grubu hem haçlılara, Soroslara hem de vatana–millete hizmet edemez, birine hizmet ediyorsa diğerine ihanet ediyor demektir.
Alçakları kırpmış kırpmış yıldız yapmışlar.
Yerseniz.... Aziz Karaca...
TUNALIM...

EKONOMİYİ BİLEN LİDER LAZIM..


Sizce Türkiye’nin en temel sorunu nedir?
Terör mü?
Dışa bağımlılık mı?
Kıbrıs mı?
BOP mu?
Dinler arası diyalog ve misyonerlik mi?
Bence bunların hepsi sorun ama hiçbiri temel sorun değil.
Kanımca ekonomi en köklü sorunumuzdur.
Küresel kriz baş göstermeden önce de böyleydi.
Bundan dolayıdır ki, Türk milleti kararını çok yerinde belirlemeli.
Nedir o karar?
Türkiye’yi kimin yöneteceği kararı…
Bu karar o kadar önemlidir ki, uçurumun kenarında bulunan ülkemizin uçurumdan düşüp düşmeyeceğini bu karar belirleyecektir.
Atatürk’ten sonra dışarıdan ve içeriden işbirlikçilerin tüm uğraşılarına rağmen korunabilmiş üniter yapımızın paramparça edilip edilmeyeceğini de bu karar belirleyecektir.
Türk milleti bu kararı dosdoğru veremezse daha pek çok ağır faturayı ödemek zorunda kalacaktır.
Bu noktada hepimizin akıldan çıkarmaması gereken bir gerçek var.
Aradığımız liderde bulunması gereken en önemli özellik ekonomiyi gerçekten çok iyi biliyor olmasıdır.
Ama bilinmesi gereken ekonomiden kastım insanlığı bir krizden çıkamadan öteki krize mahkûm eden Kapitalist ekonomi elbette değildir.
Zaten Kapitalizm insanlığı memnun edebilmiş olsaydı ABD halkı bile bu sistemden yaka silkmezdi değil mi?
Bu bağlamda Türkiye’yi yönetecek olan lider, hem Kapitalizmin mahkûm ettiği çıkmazlardan kurtulmamız için bize yol gösterebilmeli hem de bir daha Kapitalizm gibi insanlık dışı bir sisteme veya onun benzerlerine mecbur kalmamak için bu milletin önüne yepyeni bir iktisadi anlayış koymalıdır.
Bu noktadan baktığımızda Türk milletinin ihtiyacı olan lider, Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal, Zeki Sezer, Erbakan, Numan Kurtulmuş, Devlet Bahçeli, Muhsin Yazıcıoğlu veya ötekileri değildir.
Bu liderlerin pek çok ortak yönü olduğunun yanında en önemli ortak yönleri ekonominin e’sinden bile anlamamalarıdır.
Ekonomiden anlamadıklarının en büyük delili bunlar arasından hasbelkader hükümet ya da hükümet ortağı olmuş olanların dönemine bakıldığında IMF’nin akıl hocaları olduğu görülmesidir.
Türkiye’ye gerekli olan ekonomi ilmiyle donanmış olan tek lider, –dünyanın farklı farklı ülkelerinden yüzlerce bilim adamının onayıyla– Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet–Milli Devlet tezlerinin sahibi BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’tır.
Prof. Baş’ın burada saymaya kalksak bitiremeyeceğimiz özelliklerinden belki de en önemlisi ekonominin üstadı olmasıdır. Zaten Türk milletine de bu gereklidir. Ekonominin kitabını yazmıştır, desek yanlış söylemiş olmayız.
O zaman ekonomiyi bilen bilim adamı kimliğine sahip BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türk milletinin önünde kurtuluş için yegâne seçenek olarak durmaktadır.
İnşallah milletimiz bu fırsatı kaçırmaz…

Orhan Dede--TUNALIM..

IMF, 'GEBERİN'; MİLLİ EKONOMİ MODELİ, 'YAŞATACAĞIM' DİYOR

flower-zh7wq

 

İşte IMF’nin “krizden çıkış” için Türkiye’den istedikleri:
* 2009 büyümen sıfır olacak. Bütçe harcamalarında 8 ilâ 10 milyar dolar kısıntıya gideceksin.
* Gıda, ilâç, tekstil ürünlerinde KDV’yi yüzde 18’e çıkartacaksın.
* Maaşlarında artışa sebep olacak personel reformundan vazgeçeceksin.
* Sağlık harcamalarında kesintiye gideceksin.
Bütün bunları yaptığında ben de IMF olarak ey Türkiye sana 19 ilâ 25 milyar dolar “faizli borç” vereceğim.. IMF’nin son 50 yıl içerisinde 19’uncu kez dayattığı ve hükümetin, “Krizden kurtulacağım” diye kabul ettiği bu şartlar kelimenin tam anlamıyla  “Türkiye’nin batırılması” ve “Türk halkının sefalete mahkûm edilmesi”dir.
Niçin böyle söylüyoruz?
Çünkü IMF Türk halkının eli para, kursağı yiyecek, hastası ilâç bulamasın istiyor. IMF şu günlerde gemi korsanlığı ile şöhret bulan Somali’de de benzer bir program uygulamıştı. Somali kendine yeterli bir ülkeydi. IMF girdi, Amerikan müdahalesi bekler hale geldi.
IMF vasıtasıyla ABD Somali’ye girecek.. Afrika petrollerine el koyacak. IMF Raunda’da, Brezilya’da, Peru, Bolivya ve Rusya’da yıkımlara sebep oldu. Ve IMF Yugoslavya’da kanın gövdeyi götürmesi sonuçlarını doğurdu.
IMF nereye girdiyse önce o ülkenin yer altı ve yerüstü servetleri yabancıların eline geçti, halk fakirleşti ve bir müddet sonra  oraya Batılı güçlerin askerleri ayak bastı. Nitekim 2004 yılı Nobel Ekonomi Ödülünü alan ABD’li profesör Edwvard Prscott, “IMF ve Dünya Bankası dünya ekonomisine faydadan çok zarar veriyor” diyor ve ekliyor:“IMF ve Dünya Bankası hükümetlerin dış politikalarını uygulamalarını sağlayan araçlar olarak faaliyet gösteriyor. Bu kurumların kriz halindeki ülkelere borç para vermesi, bir kokain bağımlısına uyuşturucu vermesinden farksızdır!”
Gerçek bu olduğu için Sayın Haydar Baş,  “IMF güdümündeki bir politika ile krizden çıkış imkânsızdır” diye bas bas bağırıyor ve bunun sebeplerini bir bir açıklıyor amma kulak veren hani?
Mutabakata varıldığında IMF Türkiye’ye 25 milyar dolar borç verdi, diyelim. Türkiye bu parayı ne yapacak?
IMF’nin direktifleri doğrultusunda fabrika sahiplerine verilecek. Yani çarçur edilecek ve Türkiye 25 milyar dolar borçlandığı ile kalacak.
Fabrika sahibine vermek parayı çarçur etmek midir?
Evet, öyledir. Diyelim ki stoklarında 150 bin ürün bulunan bir fabrika sahibine sen 10 milyar dolar verdin. O kişi parası olmayan Türk halkına bu ürünleri nasıl satacak? Avrupa’ya satması da mümkün değil. AB’nin en büyük gelir kaynağı Amerika’ya yaptığı ihracat. Amerika da ekonomik krizde. AB başta Türkiye olmak üzere bütün ülkelerden yaptığı ithalatta kısıntıya gidiyor.
Nitekim Türkiye’nin kasım ayı ihracatı tam yüzde 23 oranında düşmüş durumda.
Oysa Prof. Dr. Haydar Baş, para tepelerde çarçur edilmesin, tabana yayılsın. Herkese 500’er lira vatandaşlık maaşı bağlansın, diyor.
O zaman ne olur? Cebinde parası olan halk bir talep patlaması oluşturur, fabrikaların, imalathanelerin çarkları dönmeye başlar. Devlet de ekonomideki bu canlılıktan tahmin edilenin üzerinde vergi toplar ve bu vergilerle ülkenin âtıl kaynaklarını harekete geçirir.
Sayın Baş böyle söylüyor ve matematik olarak da verilen her 500 YTL vatandaşlık maaşının ve diğer sosyal yardımların bir yılda devlete dört-beş katı vergi olarak nasıl geri döneceğini bütün dünyaya ispatlamış bulunuyor. Bu sese niye kulak verilmiyor?
Hasan Demir:Yeniçağ gazetesi


Arslan Bulut'un Yazısı: Her vatandaşın cebine para koymak kimin politikasıydı?

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=6245

Hasan Demir'in Yazısı: Amerika, Rusya ve Çin, Haydar Baş'ın farkında

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=6251

MUTLAKA GÖZ ATMANIZI TAVSİYE EDİYORUM---TUNALIM...

Hayırlı Bayramlar.
Rabbim cümlemizi tekrarına erdirsin.