Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

SEVDALARIM

Ekonomi,siyaset ve sosyal konular

BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ(Welcome)

 

    

        Çözümsüzlük diye bir terim, Müslüman Türkün kitabında olmayan bir ifadedir. Sağlam bir inanç temeline dayanan yüce milletimiz, tarihin en karanlık dönemlerinde, en içinden çıkılmaz badirelerde bile zoru başarmıştır. Hedefe varmak için dağları yol etmiş, denizler aşmış, denizlerin bittiği yerde gemileri karadan yürütmüş, yüzlerce kilo ağırlığında top mermisini tek başına namluya sürmüş, birkaç saniye sonra öleceğini bile bile düşmanın üzerine atlayacak kadar ölüme susamış bir milletin evlatlarıyız. Ondandır ki bizim kitabımızda çözümsüzlük yoktur. Çarelerin bittiği sanıldığı bir anda ölürüz ama, yeniden doğarız. ''Biz Türk Milletiyiz.''

  

BEN DÜNYAYA BÖYLE BAKIYORUM.YA SİZ?...

Buğun dünyada "süper güç" olarak takdim edilen ülkeler, yeni nesle tarihlerini öğretirken, hayalî kahramanlardan ve uyduruk tarihten medet ummaktadırlar. Zira onların tarihlerinde övünülecek, fazilet olarak takdim edilecek hâdiseler pek olmadığı gibi, "örnek şahsiyetler" de yoktur. Onun için ortaya, Teksas, Tommiks, Red-Kit, vs. gibi çizgiroman kahramanları, Süpermen gibi hayalî kahramanlar çıkarmışlardır. Oysa bizim tarihimiz baştan başa, şanla, şerefle doludur. Tarihimize mührünü basmış sayısız kahramanlar, kumandanlar, idareciler, ilim adamları, san'atkârlar, maneviyat büyükleri, birer masal kahramanı değil, yaptıklarının çoğu tevazu perdesi altına gizlenmiş gerçek kahramanlardır. Düşünün, ecdadımız İstanbul'u fethettiği zaman, daha Amerika kıtası bile keşfedilmemişti. Ecdadımız dünyanın en büyük topunu icad eder, dünyanın en mükemmel silah fabrikalarını kurarken, bugün dünya silah pazarını elinde bulunduran ülkelerin adlan-sanları yoktu. Ecdadımız, dünyanın en mükemmel ordu teşkilatını, en gelişmiş harp sanayiini kurarken, mimarîde, san'atta, ilimde en mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatları hayretler içerisinde karşılıyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatlan hayretler içerisinde ve hasetle seyrediyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, gençlerimiz, tarihini bilmez, ecdadını tanımaz oldu. Bunun faturasını da çok ağır ödedik, hâlen de ödemekteyiz. Maddî, manevî sıkıntılarımızın temel sebeplerinden biri, işte bu şekilde mazimizi, tarihimizi bilmeyişimiz, ecdadımızı tanımayışımızdır. Bize bu cennet vatanı armağan eden, bu güzelim ülkeyi İslam beldesi haline gelen bu topraklar üzerinde Ezan-ı Muhammedi'nin ilelebet yankılanması için canlarını feda eden, İ'la-yı Kelimetullah sancağını üç kıtada şerefle dalgalandıran, ilimde, teknikte, san'atta birinciliği kimselere kaptırmayan ecdadımızı tanımak, herşeyden önce bu vatanda yaşayanların boynuna borçtur. Hususan da gençlerin... Niçin gençler için "hususan" kaydını koyuyorum. Zira, eğik başlan tekrar dik tutturmak, izzet, vakar, şeref yolunu açmak gençlerin aslî vazifesidir. Yaklaşık iki asırdan beri devam eden Batının tahakkümünden kurtulmak, ekonomik sıkıntı çemberini parçalamak, manevî değerleri yeniden elde edip asıl mecraina oturtmak için, ecdadı örnek almak lazımdır. Bir Fatih Sultan Mehmed'e bakınız, 21 yaşında İstanbul'u fethetmiştir. Bu bir masal değil, gerçeğin tâ kendisidir. İşte gençlerimiz kendilerine bu büyüğümüzü örnek almalı, "21 yaşında Fatih olmanın" yollarım araştırmalı, kendilerini ona göre hazırlamalıdırlar. Tarihimize şan veren, bize bu vatanı armağan eden, güzel ahlakın, güzel idarenin numunelerini sergileyen, zaferler ve fetihler yolunu açan büyüklerimizin hayatını her zamaman hatırlamalıyız. Gençlerimizin, TV filmleri, çizgi filmler, çizgi romanlar bombardımanıyla zihninde yer alan Batılı uyduruk kahramanları değil de, ecdadımızı örnek almasını yürekten arzulamaktayım. Tarihine ve ecdadına sahip çıkan gençliğin, yakın bir gelecekte, güzel günler kapısını aralayacağına ve hepimizin yüzünü güldüreceğine inanıyorum.
         TÜRKLER TARİH YAPAR,TARİH YAZMAZ..
  
The TURKS is lord of the world ....BENİM SİTEM:www.mehmettunabas.tr.com.tr
                YURTTAN ve DÜNYADAN HABERLER(Politik haberler)
http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.php?kategori=politika&sure=3" YAZARLAR:"http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.php?kategori=yazarlar&sure=3"
    TUNALIM...
WORLD NEWS:  http://www.nytimes.com/pages/world/index.html                  TUNALIM.....

TÜRKİYE BU DURUMA NASIL GELDİ?..

   Buraya nasıl geldiğimizi kısaca açıklamak istiyorum. Bildiğimiz gibi Atatürk Kurtuluş Savaşını kazandıktan sonra İzmir Milli İktisat Kongresini toplamış ve orada bir konuşma yaparak, “Ekonomik bağımsızlığı olmayan bir ülkenin siyasal bağımszlığının da  olamayacağı”nı söylemiştir. Önce 1923-1930 yılları arasında liberal ekonomi politikası uygulanmış fakat üretim düşmüş, ihracat ve ithalat büyük ölçüde azalmıştır. Bunun üzerine devlet ekonomiye girip her şeyi yapmaya başladı ve 1933-1937 yılları arasında sanayinin çeşitli alanlarında 11 KİT açıldı(Dikbaş, 2005). Hatta 1925 yılında Kayseri’de bir uçak fabrikası da kuruldu(Aydoğan, 2006) T.C., bu dönemde % 9 kalkınma hızını yakalamış, denk bütçe yapılarak dış ticaret açığı ortadan kaldırılmıştır(Boratav, 2006).

Bana göre Türkiye Cumhuriyeti  1938 yılından itibaren yavaş yavaş tasfiye edilmeye başlanmıştır.  Şöyle ki, 1938’de Cumhurbaşkanı seçilen İnönü, Atatürk’ün resimlerini paralardan, devlet dairelerinden kaldırarak onun yerine milli şef sıfatıyla kendi resimlerini koydurmuştur. Atatürk bağımsız bir politika takip etmesine rağmen 1939 yılında Türkiye, İngiltere ve Fransa ile üçlü ittifak anlaşması yaparak Batı’ya bağlanmış 24 Ekim 1945 kurulan BM ‘e üye olmuştur. Türkiye, 1945 yılında ABD’nin isteği üzerine çok partili hayata geçmiş ve sayısını bilemediğimiz çok sayıda ikili anlaşmayı ABD ile yapmıştır(Aydoğan, 2006). Ayrıca 100 milyar dolar dış ticaret fazlası varken 1947 yılında IMF ve Dünya Bankasına üye olmuştur(Boratav, 2006). Böylece Atatürk döneminde kazanılan ekonomik bağımsızlık kaybedilmeye başlamıştır.

1939’daki genel seçimlerde İnönü, Atatürk’ün  arkadaşlarının listelere almazken Atatürk’e karşı olanların tamamını milletvekili yapmıştır(Aydoğan,2006).Ayrıca başta Mareşal Çakmak olmak üzere Atatürk’ün  subaylarını emekli etmiştir(Türköne, 2003).

1942’de her türlü dini yayını yasaklanırken(Tanyu, 50-60),  1949’da Ankara’da bir İlahiyat Fakültesi ile İmam-Hatip Okulları  açılmıştır(Lewis, 1984). Ülkeyi yönetenlerdeki bu tavır değişikliğinde, Türkiye’nin çok partili hayata geçişi ile  A.B.D’nin Yeşil Kuşak Projesinin  rolü olsa gerektir.  Bir de M.E.B.’da 4’ü ABD’li, 4’ü Türklerden oluşan  8 kişilik bir komisyon kurulmuş ve bu komisyondaki ABD elçisinin oyu hep 2 sayıldığından bütün kararları ABD’li üyeler vererek Türk eğitimini yönlendirmişlerdir(Sinanoğlu, 2002).İnönü savaşlarının komutanı ve Lozan’da Türkiye’nin çıkarlarını sonuna kadar savunan ve 1937’e kadar Atatürk’ün Başbakanlığını yapan ve fakat onun ölümünden sonra da T.C.’nin  Cumhurbaşkanı olan  İnönü’nün 1938′den sonra  yaptıklarını anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum.

1950’de DP iktidar olunca İnönü döneminde başlayan siyasal bağımlılığı, bir tehdit durumunda ve çağrı üzerine ABD’ye Türkiye’ye müdahale etme yetkisi verilmesine kadar götürmüştür. Yine Orduda tasfiyelere girişerek Atatürk’ün arkadaşlarını emekliye sevketmiştir. Bu dönemde Türkiye NATO’ya 1952’de, OECD’ye 1960’da üye olmuştur. Ayrıca Fas, Tunus ve Cezayir’in bağımsızlık savaşlarında Türkiye Batı’nın yanında yer almıştır(Aydoğan, 2006).

24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararları ile T.C., tarım, ticaret ve sanayide milli hedeflerden vaz geçiyordu. Ayrıca bu kararlarla TL’nin değer yitirmesi, ithalatın serbestleştirilmesi, KİT.lerin özelleştirileceği ve tarıma desteğin kaldırılacağı açıklanıyordu. Programın ön uygulaması hemen kendisini göstermiş ve 1980 başında 47 lira olan 1 ABD doları yıl sonunda 90 liraya çıkmıştır(Aydoğan, 2006). Bu kararların alınmasında daha önce 7 büyük projeyi gerçekleştiren Başbakan Demirel ile DPT Müsteşarı Özal’ın rolleri vardır.

Yine 28 Şubat 1997  Sivil Darbesini kendi çıkarı için sonuna kadar  kullanan Küresel Sermaye, Türkiye’nin ekonomik olarak içini boşaltmış, 2000 ve 2001 ekonomik krizleri sonunda AKP’nin Türkiye’nin başına gelmesine yol açmıştır. Ayrıca tarih tekerrür etmiş ve T.C., Osmanlı’nın 1878’lerdeki toprak satışlarına geri dönmüştür. Nitekim Türkiye’de 178 milyon 702 metre kare alanı kapsayan 56 bin 953 taşınmaz, başta Batı ülkeleri ve İsrail vatandaşları olmak üzere 61 bin 803 kişiye satılmıştır. Sonuçta  Türkiye 2 Vatikan büyüklüğünde toprak kaybetmiştir(Filizfidanoğlu, 11.9.2006).  

1980’lerden sonra Türkiye’de uygulanan faiz, döviz ve borsaya dayalı kumarhane ekonomisinin ülkeyi getirdiği durum şöyle özetlenebilir: Türkiye dış ticaret açığında(ABD, İngiltere, İspanya)dördüncü sırada, faiz oranlarında 42 ülke içinde 1.sırada, enflasyonda(Arjantin, Mısır ve Venezüella) dünya dördüncüsü, İşsizlikte %  19’la dünya birincisi, büyümede zengin sanayi ülkelerine göre yüksek görünüyorsa da yükselen pazar ekonomilerine göre Çin, Hindistan, Arjantin, Venezüella, Rusya’nın ardından % 5’le  6. sırada yer alıyor(Temizel, 18.5. 2007).

Bütün bunlara rağmen Sayın başbakan ekonominin iyiye gittiğini söyleyebilmektedir. Oysa rakamlar bunu doğrulamamaktadır. Örneğin 2002 yılında  iç ve dış borç toplamı 218 milyar dolar iken 2007 yılında 436 milyar dolara ulaşmıştır(Coşkun, 11.1.2008). Böylece AKP Hükümeti yaklaşık 5 yıllık iktidar döneminde T.C.’ni yaklaşık 80 yıllık toplam borcu kadar borçlandırmıştır. Ayrıca  2000’li yıllarda Türkiye’de tekstil ve hazır giyim sektörünün ihracatımız içindeki payı % 25 iken bugün % 15’lere düşmüştür(Benli, 31.12.2007).

Yine 2003 yılında ihracat 47.253 milyar dolar, ithalat 69.340 milyar dolar olup açık 22.087 milyar dolar iken 2007 yılında ihracat 107.153 milyar dolar, ithalat 169.985 milyar dolar olup açık 62.832 milyar dolardır(Öztin,29.2.2008:12).Böylece 2003’ten bu yana dış ticaret açığı tam 3/2 artmıştır. Ayrıca 2001 yılında 100 dolarlık ihracat için 95 dolarlık hammadde ithal edilirken 2007 yılında 100 dolarlık ihracat için 115 dolarlık ithalat yapılmak zorunda kalınmıştır(Öztin,29.2.2008:12).Acaba dünya ticaret tarihinde, kar yerine zararına ticaret yapan bizden  başka bir ülke görülmüş müdür?

Özal döneminde”Vatana İhanet Kanunu”nun kaldırılması ile başlayan ve daha sonraki iktidarlar tarafından çıkarılan Gümrük Birliği, AB’ye uyum yasaları, özelleştirmeler ve toprak satışları ile Türkiye Cmuhuriyeti’nin tasfiyesi nerede ise bitirilmek üzeredir. Herhalde geriye sadece sözde Sivil Anayasa ile  Türkiye’yi eyaletlere bölecek yasanın çıkarılması kalmıştır. Bu sözde sivil anayasanın Türkiye’den önce A.B.D.de, birisi Türkiye’den bir dini cemaata ait olmak üzere üç vakıf tarafından tartışılmaktadır. Bu bile ülkedeki işlerin nasıl yürüdüğünün bir kanıtı olsa gerektir.

 Bütün bunlara rağmen ümitler korunarak ülkenin aydınları ve milli kurumları, Türkiye’nin geleceğini nasıl kuracaklarını planlamak zorundadırlar.. Emperyalizm, Türkiye’yi yok etmekte olduğunu düşünerek sevinmesin, bir çıkış yolu mutlaka bulunacaktır.  Yazımı “Türklerin Faziletleri” adlı bir kitap yazan Arap tarihcihi el-Cahiz’ın  şu sözleri ile bitiyorum: “Bir Türk’ü elini kolunu bağlayarak bir kuyuya atsanız, o oradan  çıkmanın yolunu mutlaka bulur”

                                                              Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu

TUNALIM...



_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ BTP DE...

 
 


BTP, tüm partilerden farklı, küresel oyunlara son...
   SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ BİZDE  
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Eskişehir’de vatandaşlara hitaben yaptığı konuşmada “Tüm sorunların çözümü bizde. Çok değil 2 senede bu ülkeyi düzeltirim” şeklinde konuştu.

Yurt turu kapsamında Eskişehir’e giden Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, şehrin ilçe ve köylerini ziyaret etti, tarım kesimiyle bir araya geldi.
Bozan beldesini ziyaret edip, burada parti binasının açılışını yapan BTP Genel Başkanı, kasaba meydanında kendisine büyük ilgi gösteren vatandaşlara hitap ederek, “Siz tabii bir bardak su istiyorsunuz, ben sizin önünüze okyanusu koyuyorum. Onun için bir anda şaşırdınız” dedi.

Partisinin tarım başta olmak üzere tüm dünyaya deklere ettik dediği ekonomik görüşlerini vatandaşlara anlatan BTP Genel Başkanı, “Tüm sorunların çözümü bizde” dedi, bunu hayata geçirecek kaynaklara vurgu yaptı. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “3 katrilyon dolarlık Türkiye’nin yer altı kaynağı var. Değil Türkiye’yi bütün dünyayı on yıl, yüz yıl, bin yıl oturduğu yerde bakar. Amma bizim siyasilerimiz gibi gaflette olan insanların ülkesinde herkes aç, susuz gezer.”

Alpu’yu ziyaret

Gelişinde olduğu gibi yine belde halkının yoğun ilgisi altında Bozan’dan ayrılan Prof. Baş, Eskişehir’e dönüşünde Alpu ilçesinden geçerken Belediye başkanı Mustafa Gökçe’yi makamında ziyaret etti.

İlçe hakkında BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş’a kısa bir brifing veren Başkan Gökçe, çoğunluğu tarımla geçinen halkın içinde bulunduğu darboğazı birinci ağızdan dile getirerek,
“Halkımız ciddi altında sıkıntılı durumda. Halkımızın kapısında icralar var. Hal böyle olunca da, bizlere çok iş düşüyor. Makamıma gelen insanlar dertlerini anlatınca, gözlerim doluyor” dedi.

2 senede ülkeyi düzeltirim

Başkan Mustafa Gökçe’den ilçe ve vatandaşların sıkıntıları hakkında bilgi alan BTP Genel Başkanı, “Bizim ortaya attığımız tezde yer alan projeler Rusya başta olmak üzere bir çok ülke tarafından uygulamaya geçirildi” dedi ve “Sorunların çözümü için diğer partileri bir kenara bırakıp bir ve beraber olalım” dedi. Haydar Baş, şunları söyledi: “Şimdi tüm dünya bizden istifade ederken, revamıdır ki benim insanım benden uzaklaşsın. Takım tutar zihniyetiyle particilik yapalım, bu görüşler halkın hizmetinden mahrum olsun. Bunu biz iktidara taşımamız lazım. Çok değil 2 senede bu ülkeyi düzeltirim.”
Bu sırada halimiz perişan diye söze giren bir çiftçi ile BTP lideri arasında ilginç bir diyalog yaşandı.

‘Beni dinlemediniz’

Alpulu çiftçi şunları söyledi: “Mazota her gün zam. Bir üretici ürettiğinin karşılığını hiçbir zaman alamıyor. Bulamadığı halde hazırdan yiyor. Şimdi hazır da bitti. Ne yapacağımızı şaşırdık.”

Prof. Baş, kendisine dert yanan çiftçiye partisinin tarım projelerini anlatarak, şöyle cevap verdi: “Dediğin çok doğru. Ama ben dedim size, beni dinlemediniz. Ben size dedim ki, sizin yakıtınızın belli kesimini devlet sübvanse edecek, bedava verecek. İki, seni sigortalı yapacak. Bir tek kuruş senden ücret almayacak. Üç, yetiştiğin ürünü para almadan sigorta edecek, 6 ay evvelinden mamülünün yüzde 50’sini avans olarak sana ödeyecek. Fiyatını ben değil, devlet değil, ilgili kooperatifle sen tayin edeceksin. Beni sevmediniz, istemediniz, gittiniz oraya, şimdi cezanızı çekiyorsunuz.”

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Alpu’dan Belediye Başkanı Mustafa Gökçe ve vatandaşlar tarafından uğurlandı.

      TUNALIM....

(IV)MİLLİ EKONOMİ KONGRESİ BURSA'DA YAPILDI..

Prof. Dr. Haydar Baş’tan ’’Sosyal Devlet’’ projesi

 


15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin Türkiye ve dünya için tek çıkış yolu olduğunu Bursa’dan tüm dünyaya haykırdı.

Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli Birliği’nin Türk milletinin geçmişte üç kıtaya hükmettiği Osmanlı İmparatorluğun merkezi olan Bursa’da tertip ettiği 4. Uluslararası Sosyal Devlet Milli Devlet Kongresi sona erdi. Bursa’daki tarihi kongreye 15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı iştirak etti. Kongreye ilim adamı düzeyinde katılan ülkeler şunlar; İsviçre, Almanya, Rusya, Estonya,  Fransa, Hollanda, Kazakistan, Macaristan, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Bosna hersek, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkiye. İki günde toplam altı oturum şeklinde gerçekleştirilen kongreye tebliğ sunan akademisyenlerin yanında çok sayıda misafir bilim adamı da katıldı.


Prof. Dr. Baş dakikalarca alkışlandı
İki gün boyunca devam eden “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı. Prof. Dr. Haydar Baş kapanış konuşmasını yapmak için kürsüye, kongreye katılan 100’ün üstünde yerli ve yabancı bilim adamlarının ayakta alkışları arasında geldi. Akademisyenlerin Prof. Dr. Haydar Baş’ı alkışlamaları dakikalarca devam etti. “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Prof. Baş’ın kapanış konuşması yaptığı sırada yerli ve yabancı bazı akademisyenlerin ayağa kalkarak alkışlamaları dikkatlerden kaçmadı.

Kapanış konuşması tezin sahibinden
Bursa’da iki gün süren “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı

Pazar günü kongrenin oturumlarının tamamlanmasından sonra başlayan Prof. Dr. Baş’ın konuşması kongrenin tüm yorgunluğuna rağmen bilim adamları tarafından ilgiyle sonuna kadar takip edildi. Prof. Dr. Haydar Baş aynı zamanda kongrenin konu edindiği “Sosyal Devlet Milli Devlet” teziyle ilgili çok geniş ve çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Kapanış konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın değindiği bazı konular şunlar;

İnsanlık aradığını tezimizde bulmuştur!
Sosyalizm ve kapitalizmden umduğunu bulamayanlar, esaretten bıkan halklar çare olarak Milli Ekonomi Modeli’ne sarılmıştır. Bağımsızlık için gerekli bu özellik dikkate alındığında, iktisat literatürüne girmiş olan milli ekonomi modelinin, uluslararası iktisat tezi olarak kabul görmesi tabiidir. Milli ekonomi modelinin bugün dünyanın bütün iktisat sitelerinde yer almış olmasının sebebi, insanlığın aradıklarını bu tezde bulmasıdır.

Sosyal devlet hakları garanti eder!
Vatandaşların sosyal devletten beklentileri devletin vatandaşının geçimini temin etmesi ve vatandaşlarına iş imkânlarını sağlaması, sağlık ve barınmasını garanti altına almasıdır. Bugün AB ülkeleri de dâhil bu imkânları vatandaşlarına hazırlayamamıştır. AB’nin işsizliğe bulduğu tek çare yarım gün çalışma yöntemidir. Sosyal devlet ise, Milli Ekonomi Modeli ile tam istihdamı garanti altına almaktadır. 

Sosyal devlet ‘alan el değil veren el’dir!
Milletinden vergi olarak toplanandan daha fazlasını millete veren devlete “sosyal Devlet” denir. Sosyal devlet alan el değil, veren eldir. Sosyal devlette, vatandaşa verilecek sosyal yardımların başında “Vatandaşlık Maaşı” gelir. Sosyal devlet demek, işsizlik konusunu halleden devlet demektir. Bu devlet kalıcı ve sürekli bir büyümeyi sağlar. Böyle bir piyasada herkes imkânlardan istifade edebilir.

Gerçek sosyal devlet vergi almaz!
Gerçek sosyal devlet hayata geçtiğinde tüketiciden vergi almayan bir devlet anlayışı ortaya çıkar. Her gelir grubundan aynı oranda vergi almanın yanlış olduğunu ifade ediyoruz. 100 milyarın altında geliri olandan vergi alınmaz. Bu tüketici grubuna devletin bir desteğidir.

Kongrede ne dediler?
Model bütün insanlık için kurtuluştur Prof. Dr. Juhani Tamminen – Finlandiya
Finlandiya’da Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nin birçok enstrümanları koruyucu tedbir olarak uygulamaya alındı. Örneğin, bazı dev Fransız şirketleri uranyum madenlerini topyekûn almaya kalkıştı. Ama hükümet yerinde müdahalelerle bu ve bunun gibi olaylara meydan vermedi. Kongremizin temelini oluşturan sevgili meslektaşımın eseri, Finlandiya gibi milli varlığını korumanın güçlükleriyle boğuşan ülkeler için son derece kıymetli bir rehber teşkil etmektedir. Diyebilirim ki, yeni sömürgecilik arayışlarına karşı koymak isteyenlerin elinde artık pratik ve kapsamlı bir rehber ve bir doğru yanlış çizelgesi vardır. Bu rehber, sadece Türk milleti için değil, hiçbir din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık için bir kurtuluş projesidir, barış, adalet ve kalkınma modelidir. Bu modelin sahibi Prof. Dr. Baş’ı yürekten tebrik ediyorum.

Prof. Dr. Baş yüz akı bir bilgedir! Prof. Dr. Jyri Kadak – Estonya Tallinn Üniversitesi

Yirminci yüzyıl sonlarında, devlet ve vatandaş arasındaki bağın hiçbir mantıki gerekçeye dayanmadan yıpratılması, hatta koparılmaya çalışılarak dengelerin zorlanması çok ciddi problemlerden biridir.  Eserde benim en önemli bulduğum yön bu problemi telafi eden bir mekanizmayı somutlaştırması ve formülleştirmesi. Prof. Dr. Baş, devleti güçlendirirken, Sosyal Devlet enstrümanlarıyla milleti de kuvvetlendiriyor; “kaba devlet”i değil, bilakis “baba devlet” yapısını oluşturuyor. Model, öyle bir yapı geliştiriyor ki, hiçbir din, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi destekliyor, herkes kabiliyetine göre bu destekten azami istifade ile ya katma değer üretiyor veya üretilene müşteri olarak ekonominin sürekli büyümesine katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, bugün insanlığın tıkandığı noktada, beklenen yaklaşımdır. Bu bağlamda sayın Prof. Dr. Baş, insanlık ve bilim adına bir yüz akı bilgedir.

Bu tez küreselleşmeye panzehirdir Prof. Dr. Patrick Boulogne – Fransa Paris Üniversitesi

Beni bu kongreye davet ettiklerinden ötürü Türk dostlarıma çok teşekkür ederim. Dostane olduğu kadar saygın olan böylesi bir ortamda düşüncelerimi ifade edebilmek benim için bir onurdur. Tehlikeli gerilimlerin gittikçe yoğunluk kazandığı günümüz dünyasında, yaşananları anlamak, tahlil etmek ve çözüm getirmek tüm dünyadaki aydınların acil sorumluluğudur. İşte bu çerçevede Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet, Milli Devlet” tezi uluslar için bir can simididir ve insanlık tarihi açısından önemli bir aşamadır. Küreselleşme döneminde ‘milli devlet’e vurgu yapılması hayati derecede önemlidir.

Prof. Baş kalkınmanın adresini göstermiştir Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu – İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet–Sosyal Devlet modeli ile bütün ulusların kendi kendine nasıl yetebileceklerinin nasıl kalkınabileceklerinin anahtarı olan Mili Ekonomi Modelini uygulayarak dünyanın beklediği barışa, sosyal adalete ve demokrasiye ulaşabileceklerinin adresini göstermektedir. Ve Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet ve Milli Ekonomi tezleri ile fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldıracak projelerle insanlığın önüne yeni ufuklar açmaktadır.

Sosyal Devlet tezine hayran kaldım Prof. Dr. Metin TULGAR
“Sosyal Devlet/Milli Devlet” kitabının her cümlesini dikkatle ve hayranlıkla okuyorum. Bu tezin, Müslüman Türk dünyasının tezi olmasından onur duyuyorum.  İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kutsal kavramların bilinçli şekilde çarpıtıldığı günümüzün karmaşık ortamında umutsuzluk değil umut mesajlarıyla insanlığa mutlu gelecek müjdesi veren bu eserin her cümlesi dikkatle ve özümsenerek okunmalı kanaatindeyim. Güçlü devlet, güçlü ordu ve sağlam aile yapısı kurumlarını temel ilke edinen “Sosyal Devlet/Milli Devlet”  tezi ulusal potansiyelimizi idrak ederek yeniden kimliğimizi kazanmamızı öngörmektedir. Milli Ekonomi Modeli kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi sağlayarak devletlerin siyaseten bağımsız olacaklarını ifade etmektedir. Bu önemli eseri, kurtuluş reçetesi arar haldeki insanlığa sunan Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ Hocamızı yürekten kutluyorum.

TUNALIM....

YAKIN SİYASİ TARİHİMİZİN, POLİTİK ANALİZİ..

sehidimnet

        Sayın misafirim; siyaseti bir kenara bırakalım ve kendi kendimize samimiyetle şunu soralım ve düşünelim. özellikle Atatürk dönemi siyasetinden sonra memleketimizde son 25-30 yıl boyunca hükümetlerin izlediği siyaset ne oldu ? AB. sevdası ve ABD. ye yaranarak siyaset yapma, IMF ye borçlanarak elde edilen para ile ülkeyi kalkındırabileceklerini zannetmeleri. Özal bir zamanlar para basmış ve kullanmıştı. Ancak oda parayı hesapsız basmış, fazla para bastığından ülkemizi yüksek enflasyonla başbaşa bırakmıştır. Yani ülkeye gerekli kandan fazlasını vermiştir. Ülkemiz 20 yıla yakın bir süredir senyoraj hakkını kullanmıyor ve şu an için aylık hesabıyla 25-30 katrilyon yapıyor. Bu miktarın üzerinde para basarsanız işte o zaman Özalın yaptığı gibi enflasyonu körüklemiş olursunuz. Şu unutulmamalıdırki ABD. yani IMF gelişmekte olan ülkelerin senyoraj hakkını elinden almakta, sen kendi paranı basarak kalkınmaya çalışma, ben sana faizle borç para vereyim onunla istediğin gibi kalkınırsın zihniyetine mahkum etmektedir. Bugün ABD dahil gelişmiş ülkelere bir bakalım, hepsi senyoraj hakkını kullanmaktadır. Peki senyoraj hakkı nedir? Bir ülkede emeğinin, üretiminin karşılığı, piyasada bulunması gereken (basması gereken) paradır. Özellikle ABD. dünyaya IMF yolu ile parasını satmakta yani parasını hem dünya parası yapmakta hemde para sattığı ülkeleri ekonomik olarak kendisine mahkum etmektedir. Bugün ABD 600 milyar dolar bütçe açığı vermektedir. Sebebi ise bastığı para ABD.nin üretimi karşılığı piyasada bulunması gereken para değil, bunun kat ve kat fazlasıdır. Şu an Dünyaya basıp pompaladığı parasının %90 ının karşılığı yoktur aslında. ABD nin en büyük korkusu, basıp Dünyaya pompaladığı dolarlarının ülkesine geri dönmesidir. Böyle olursa ABD. aşırı kandan ölecektir. Dünyaya o kadar para basıp pompalamıştırki ABD bu ekonomi ile aynı zamanda kendi sonunuda hazırlamaktadır. Bunun yanında AB. de ekonomik olarak dağılmaya mahkumdur. Nedenine gelince, avrupa nın nüfusu hızla yaşlanıyor, doğal kaynakları tükenme noktasına gelmiştir ve AB. ortak para birimine geçince emisyonunu kaybetmiştir. Bugün AB.nin en güçlü ekonomisi olan ALMANYA’da işsizlik son 70 yılın en had safhasına ulaşmıştır. Tüm AVRUPA aynı kaderi paylaşıyor. Ayrıca gençliği esrar, eroin bataklığındadır. Vatan millet, insan sevgisinden yoksun ahlaksız bir gençlik yetişmektedir ve bizide kendilerine benzenmek için ellerinden gelen gayreti göstermektedirler. AB nin ömrü en fazla 15 yıldır. Aynı şekilde ABD de aynı kaderle başbaşadır. Onun için AVRUPA geleceğinindeki karanlık günlerin farkında olduğu gibi TÜRKİYENİN de geleceğindeki aydınlık günlerin farkındadır. TÜRKİYE genç ve eğitimli nüfusu, çok zengin yer altı ve yer üstü kaynakları hızla artan nüfusu ve en önemlisi MÜSLÜMAN kimliği ile AB. yi ve ABD yi endişelendirmektedir. Ayrıca TÜRK coğrafyası dediğimiz ortadoğuda ABD nin AB nin ve İSRAİL in büyük hesapları vardır. ATATÜRK döneminde, kirli hesaplarına ulaşamamışlardır. Örnek verecek olursak savaştan sonraki ülkenin içler acısı durumunu fırsat bilen ABD.liler ellerinde çantalar dolusu paralar ile gelmiş burada tarım yapacağız sanayi kuracağız bahaneleri ile bizden toprak satın almaya gelmişler, ATATÜRK bu tehlikeyi sezerek, çıkardığı bir kanunla vatan toprağının bir karışı bile yabancıya satılamaz demiştir. Yine ATATÜRK döneminde DÜNYAYA yüzde yüz bizim ürünümüz olan gaz maskeleri satılmıştır. ATATÜRK işçisinden mühendisine kadar Türk damgasını Dünya ya vurmayı amaçlamakta idi. Bunun yanında OSMANLI nın yıkılışına sebep olan, haçlıların OSMANLI topraklarına soktuğu 5000 hacı, hoca, evliya kılıklı ve kur’an-ı çok iyi bilen casuzlar tarafından vehhabilik adında dinimize birtakım sapık inançlar sokuşturmuşlar ile içimize fitne ve fesat sokulmuş, ARAPLAR OSMANLIYA karşı kışkırtılmış ve OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN çöküşünü sağlamışlardır. ATATÜRK bunları çok iyi biliyordu ve o zamanlarda çıkardığı tekkelerin kaldırılması, hilafetin kaldırılması, CUMHURİYETİN İLANI, laikliği getirmesindeki asıl amacı hem milletimizin seçme ve seçilme özgürlüğü ile başındaki hükümeti belli bir süre için denemesi hemde ajan din adamlarının devlet yönetimine karışmasının önlenmesi idi. Kimilerinin dediği gibi ATÜTÜRK müslüman değildi yalanı çok yanlış ve tehlikeli bir sözdür. Düşünsenize laikliğin olmadığını ve hilafetin kalkmadığını. Elin hoca, evliya kılıklı müslüman kılıklı İNGİLİZİNİN ülkemizi parçalayıcı, bölücü faaliyetler gösterse idi her çıkan kanuna burnunu soksa idi, ortalığı fesata, delalete düşürseydi, bizi EHLİ SÜNNET’TEN uzaklaştırsaydı. ALLAH muhafaza hem DİNİMİZİ hemde VATANIMIZI kaybederdik. Üstüne üstük kardeş kanı dökerer. Yine ATATÜRK döneminde bir TÜRK kızını hristiyan yapan bir ABD okulunu duyunca ATATÜRK o okulu derhal kapattırmıştır. Bu arada içimize sokulan bir fesattan daha bahsedeyim. LAİKLİK adına ATATÜRKÇÜLÜK adına baş örtüsüne karşı yaklaşımlar oluşmuştur. ATÜTÜRK ün hanımını biliyorsunuz, annesinide biliyorsunuz. Peki dikkat ettinizmi? Annesi ve hanımının resimlerinde hep başları muntazaman kapalıdır. ATATÜRK döneminden sonra, gelecek nesillere ATATÜRKÇÜLÜĞÜ bir islam düşmanlığı gibi göstererek Türkiye Cumhuriyeti üzerinde AB., ABD ve İSRAİL ürünü parçalama ve yok etme tezgahları içine girişmişlerdir. Son hedefleri ise TÜRK ORDUSU dur. TÜRK ORDUSU bu milletin sigortasıdır, bel kemiğidir. Siz bir ülkenin bel kemiğini kırarsanız o ülkeyi parçalamak ve yok etmek çocuk oyuncağı haline gelir. Ülkemiz üzerindeki bu kuşatma yıllardır sabırla uygulanıyor ve gelinen bugünkü nokta ya bakacak olursak. Ülkemiz iç ve dış borçları ve faizi ile 400 milyar doları aşmış durumda, bir başörtüsü sorunu nedeni ile kapanan genç kızlarımız , kadınlarımız ve onların aileleri bu gidişattan bezmiş durumda ve çareyi AİHM.de aramaktadırlar. Başörtüsü bizim iç meselemizdir. aile fertleri arasında çıkan sorunlar aile içinde çözülür. insanlarımızı yanlış yönlendirerek düşmanımız üzerinden medet aramaya teşvik etmektedirler. Şu anda doğu ve güneydoğu da bulunan yaklaşık 3500 ajan kürk, alevi, sünni kardeşlerimizi, yaşanan ekonomik burhanı da fırsat bilerek TÜRKİYE CUMHURİYETİNE karşı kışkırtmakta ülkemize saldıkları PKK. Belasının yanıda kimlik tartışmasınıda gündeme getirerek ortalığı karıştırmaya, milletimizi parça parça bölmeye çalışmaktadırlar. Bu tezgaha, OSMANLI döneminde vehhabilikle kuranlar şimdi isim değişikliği ile NURCULUK adında çıkardıkları MÜSLÜMAN TÜRK evladını hristiyanlaştırma oyununu da katmışlardır. NURCULARIN son tiyatroları ise BİZ BİR HRİSTİYAP PAPAZI ZİYARETE GİTTİK. NAMAZ VAKTİ GELDİ. PAPAZDA BİZİ BİR ODAYA GETİRDİ. GÖRDÜKKİ MEĞERSE PAPAZDA GİZLİ MÜSLÜMANMIŞ. Masalları ile halkımızı dinden imandan çıkarmaya ve PAPAZ sevgisini yaymaya çalışmakadırlar. Gelelim siyasilerimize bu zamana kadar ne yaptılar BİZE ECDADIMIZIN CANINI FEDA EDEREK, ŞEHİT OLARAK- GAZİ OLARAK EMANET ETTİKLERİ VATAMIZA nasıl sahip çıktılar, nasıl yönettiler. Halkımızı, TÜRK DÜŞMANI, İSLAM DÜŞMANI ve BU TOPRAKLARDA GÖZÜ OLAN, BAŞ DÜŞMANIMIZ OLAN. ABD ye AB. ye sevdirmeye, bunun yanında ŞANLI TÜRK İSLAM TARİHİMİZİ karalamaya adeta BİZLERİ OSMANLIYI KARALAYARAK, torunu olduğumuzu unutturacakmışcasına bu ülkeyi idare ettiler, (BAZILARI İSTİSNA). Son hükümete bakıyoruz TÜRKİYE CUMHURİYETİ tarihinde halkımız hiç bu kadar uyutulmamıştır. Ülkemiz adeta yabancılara parsel parsel satışa çıkarılmış, borç üç yılda 200 milyar dolardan 400 milyar doları aşmış, işsizlik 10 milyonu aşmış, tarım kesimi çökertilmiştir. Mersinde bir çiftçi Sayın Başbakana derdini anlatmak isterken, başbakandan hiç beklemediği bir cevabı almış (ANANI ALDA GİT) ve mahkemeye verilmiştir.Bunlar çulsuz bir AB. ne girme bahanesi için yapılması ayrı bir konudur. Ekonomi çok iyi, süper gidiyor yalanları ile bu noktaya gelinmiştir. Bu noktada yıllardır bir ismi takip ediyorum. Bu kişi ülkemiz üzerine oynanan oyunları ve izlenmesi gereken siyasi ve ekonomik yolu yıllardır iktidardan muhalefetine seslendi durdu. Onun yıllar önce tesbit ettiği gerçekler bugün gün yüzüne çıkmaya başladı. Ben siyaseti sevmem ancak çünkü siyasiler çok şeylere söz verirler iktidara gelince söylediklerinin 10 da 9 unu unuturlar ve hepsininde çizgisi aynıdır AB.ye girmek.Birisi çıktı ve dağılan zihnimizi, fikrimizi, inancımızı tekrar toparladı, bizi bize tanıttı, TÜRKLÜĞÜMÜZÜ bize yeniden hatırlattı. Dostumuzu düşmanımızı unutmamayı, uyanık ve akıllı olmayı anlattı ve TÜRK MİLLETİNİ ayağa kaldıracak, AB. yenire BÜYÜK TÜRK BİRLİĞİ ele yeniden OSMANLI özlemini gerçekleştirecek. AVRUPANIN, ABD.nin içimizde uyuttuğu ve hiçbir zaman uyanmasını istemediği o OSMANLI TÜRK ruhunu tekrar dirilten ve bunun yolunun önce EKONOMİK BAĞIMSIZLIKTAN geçtiğini bizlerin, adeta servet üzerinde oturan dilenci konumunda olduğumuzu bize hatırlatıyor. İSTANBUL ve BAKÜ MİLLİ EKONOMİ MODELİ KONGRELERİ ile TÜRK ve yabancı akademisyenler bu modelin uygulanabilir olduğunu ve bir an önce hayata geçirilmesini istemektedirler. İlk etapta TÜRKİYE de merkez olmak üzere, AZERBAYCAN ve RUSYA da birer şube kurulması kararlaştırılmıştır.Şimdi size soruyorum. Kimimiz fanatik kimimiz değil, hepimizin bir partisi var, bir çizgisi var buna rağmen biz kimlere oy vermedikki? ANAPlısı, DYPlisi, MHPlisi, SAADETPlisi, ...partilerimizi birkereleğine bırakıp bundan önceki koalisyonu iktidara getirmedikmi, şu anki hükümeti iktidara getirmedikmi? Hatta AKP ye bilerek oy verdik. AKP seçim meydanlarında, ben IMF ve AB. çizgisinden sapma olmadan devam edeceğim demedimi. Bile bile oy verdik. Sonuç ortada. Prof. Dr. Haydar BAŞ ise 10 yıldır 15 yıldır, hatta daha fazla süredir hükümetleri uyardı durdu. Kimse dikkate almadı. Siyasete girmeye mecbur kaldı, çünkü ülkemiz bataklığa düşmüşcesine çırpındıkça batıyor. Prof. Dr. Haydar BAŞ yıllardır söyleyip hükümetlere yaptıramadığı düşüncelerini, şimdi kendisi yapmak için siyasete girmiştir. Dikkan edilirse Haydar BAŞ’a siyasete girdikten sonra özellikle MİLLİ EKONOMİ MODELİ KONGRESİNDEN sonra, çeşitli iftira ve karalama olayları başlamıştır. Bunlar tamamen AB. ABD. ve onun uşağı olan iç basın, yayın organlarının tezgahıdır ve şuan bunlar ayrı ayrı mahkemeye verilmiş ve verilmeye devam ediyor. ABD. AB. İSRAİL biliyor ki Haydar BAŞ başa geçerse ülkemiz üzerindeki çirkin emellerine alet olamayacaklar, ülkemizin yükselişine engel olamayacaklar. Artık kaybedecek zamanımız kalmamıştır. Bir olup beraber olup bir seferliğine BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ (BPT) ye oy verelim. Yine tekrarlıyorum. Biz kimleri iktidar yapmadıkki? “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” misali yapmayalım. Saygılarımla..TUNALIM...

KENDI ELINLE TESLIM OLMAK...


  Gençler; Sizlere emanet edilen Cumhuriyet'e sahip çıkınız. Ulusu yönetenlerin sınırlı görüşlerini aşmak sizlerin görevidir!
1183276558 Kurtuluş Savaşı neden yapılmış ki? Cumhuriyeti kurmaya ne gerek vardı? Mondros, Sevr bizleri Avrupa ve Avrupa devletleri ile bütünleştiren, bizi onlarla birleştiren anlaşmalar ve belgeler değil miydi?
Avrupa içimize girmişti. Siyasetiyle, şirketiyle, okullarıyla, gazetecileriyle ve tabii askeriyle... Tam olarak bütünleşmiştik. Elitimiz, siyasetçimiz, iş çevrelerimiz bu bütünleşmeyi büyük ölçüde onaylamışlardı.


Yabancı orduların askerleri ile futbol maçları yapıyor, turnuvalar düzenliyorduk. Biz Avrupa'ya daha o zaman girmiştik. Elitimiz onlarla daha o zaman iç içe, kucak kucağa oturmuştu. Türkiye bölünmüş de ne olmuş sanki? Ermeni'si, Rum'u ve diğerleriyle gül gibi geçinip gidiyorduk.

Bu bütünleşmeyi bozmaya ne gerek vardı. Hazır bütünleştiğimiz Avrupalıları ülkemizden çıkarmak için onlarla savaşmaya ne gerek vardı? Şikâyet edecek ne vardı ki? Avrupalılar biz ne zarar vermişlerdi ki? Elitimiz memnundu, gerisi de hiç önemli değildi. Köylü, gariban kimin umurundaydı ki?

- Şirketleri buradaydı: Ne güzel, iç ticaretimizi, dış ticaretimizi, dokumamızı, tütünümüzü, gazımızı, elektriğimizi, demiryollarımızı, denizyollarımızı onlar idare ediyorlardı. Bütün bunlar Batılılaşmanın, Avrupalılaşmanın unsurları değil miydi sanki?

Bu Avrupalı ve Batılı şirketleri kovarak suyu, elektriği, gazı, demiryollarını millileştirmeye ne gerek vardı? Daha sonradan özelleştirerek tekrar aynı şirketlere satmaya çalışacağımıza en baştan onlara hiç dokunmamak daha uygun olmaz mıydı?

- Sonra ne gerek vardı Mustafa Kemal 'in misyoner okullarını kapatmasına, onların faaliyetlerini yasaklamasına? Şimdi teşvik etmiyor muyuz? Devlet liselerini, üniversitelerini bile İngilizce, Fransızca, Almanca dili ve hocalarıyla donatmıyor muyuz?

- Mondros ve Sevr bu bölgeyi ve insanlarını Avrupa'nın ve Amerika'nın himayesi altına bir güzel sokmuştu. Şimdilerde, onların ordularını içimize sokmak için Meclis'lerden karar çıkarmaya çalışıyoruz. Karar çıkmıyor, adamlar bize kızıyorlar. O zaman hazır gelmişler, yerleşmişler; karar çıkartmaya bile gerek yoktu ki.

Gül gibi geçinip gidiyorduk. Esnaf memnun, kiliseler dolu, Avrupa ve Amerika parası akmayacak mıydı? Beyoğlu'nun eğlence yerleri de dahil olmak üzere...

Kim demiş 'Kurtuluş Savaşı' diye?
Kim çıkarmış bu Kurtuluş Savaşı'nı? Adamları kovmuşuz, hem de savaşarak. Yalnız askerlerini değil şirketlerini, misyonerlerini, okullarını da göndermişiz. Cumhuriyet diye, bağımsızlık diye, Atatürk ilkeleri diye kopmuşuz Batı'dan.

Utanmadan şirketlerini ve okullarını bile millileştirmişiz. Halbuki biz Tanzimat'la birlikte, Avrupa'yla bütünleşmek için ''Gayri millileşmeyi, bir milli politika olarak benimsememiş miydik''?..

Avrupa'yla bütünleşmek istiyorsan ulusal değil ''gayri milli'' olacaksın.

- Bak, bazı büyük sermaye çevreleri ne güzel söylüyorlar; her şey gayri milli olmalı diyorlar. Mallar dışarıdan gelsin, akıl, kültür ne varsa dışarıdan gelsin. Din, eğitim dışarıdan gelsin demiyorlar mı?

- Bazı tarikatlar da bu görüşü savunmuyorlar mı?

Ulusal bir şey yoktur, bize Avrupa ve Amerika himayesi gerekir demiyorlar mı? Bizim askerlerle olmaz, bize onların askerleri uyar diye düşünmüyorlar mı?

1919-1923 arasında ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaptığımız hataları şimdi düzeltiyoruz.


- Balta Limanı Antlaşması'na rahmet okutan Gümrük Birliği belgeleri imzalıyoruz.

- Avrupa Birliği'ne bir güzel, ''tek yanlı bağlanıyoruz'' .

- Eğitimimizi gayri milli hale getirip misyoner okullarına destek veriyoruz.

- Türk Hava Yollarımızı, Tekelimizi, denizyollarımızı, sigaramızı, telefonumuzu yeniden yabancı şirketlere teslim ediyoruz.

- Kısacası yeniden Avrupa'nın ve Amerika'nın himayesi altına giriyoruz. Aynen işgal yıllarında olduğu gibi, aynen Mondros, Sevr yıllarında olduğu gibi Batı ile bütünleşiyoruz.

Evet değerli okurlar bütün bu yazdıklarıma ''Bu bir cennet'' diyenler var; bu, ''Yeniden cehennemin içine girmektir'' diye düşünenler var.

Ya siz hangi taraftasınız?

Bu yazı, Prof. Manisali'nın "Ya Siz Hangi Taraftasınız" başlıklı köşe yazısından alınmıştır.  TUNALIM..

MİLLİ EKONOMİ NEDİR?..

 
 VİDEO
 
Milli ekonomi modeli nedir?
1- Tamamen kendi insanımızın emeği, çalışması ve üretimiyle ülkemizin kalkınmasını ve ekonomik bağımsızlığını hedefleyen ekonomik modeldir.
2- Bu yönüyle milli kalkınma modeli, ülkeleri sömürmeyi hedef alan küresel güçlere karşı verilen mücadelenin de adıdır.

 

3- Bu model bir alternatif değil, ekonomik savaşın yaşandığı günümüz dünyasında yegâne kalkınma modelidir.

Milli Kalkınma Modeli’nin esasları

1- Maksat, ülkemizin kalkınması ve ekonomik bağımsızlığıdır. Ekonomik bağımsızlıktan kasıt, Türkiye’nin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olması, iç ve dış ödemelerini borçlanmadan temin etmesidir.

2- Uluslararası sermayenin gelişmekte olan ülkelere karşı yürüttüğü ekonomik savaştan dolayı ülkemizde reel sektör, ileri teknoloji kullanan, büyük yatırım ve organizasyonları gerçekleştiren projeleri hayata geçirecek güçten uzaklaşmıştır.

3- Bu sebeple devlet, yeni ürünler geliştiren, yeni pazarlar bulan, yeni teknik ve yöntemlerin uygulandığı ve büyük sermaye yatırımlarının gerektiği alanlara girip, mamul ve yarı mamul üreterek reel sektöre öncülük yapacak; uzun vadede üretimimiz ve istikrarın sağlanması için stratejik malların üretimi garanti altına alınacaktır.

4- Reel sektör faaliyet dışı gelirlerle değil, üretimle para kazanmaya yönlendirilecektir.

5- Üreticinin sıfır maliyetle sermaye elde edebilmesi için, emisyonun genişletilmesi ve faiz giderlerinin kaldırılmasıyla elde edilecek kaynak, proje mukabili müteşebbise verilecektir.

6- Sigorta, vergi ve enerji gelirleri aşağıya çekilerek, maliyetlerin düşürülmesi temin edilecek; bu sayede halkımıza dış piyasa koşullarında rekabet edebilecek mal sağlanmış olacaktır.

7- Yerli üretim, ithal mallar karşısında korunacaktır.

8- Dışarıya satılan hammadde ve yarı mamullerin değer katılarak mamul haline geldikten sonra ihraç edilmesi sağlanacaktır.

9- Yapılacak yatırımlar, ekonomik açıdan öncelikli sektörlere dağıtılarak verimlilik yakalanacak ve yatırım hacmi ile daha yüksek bir büyüme hızı elde edilecektir.

10- Yabancı sermayenin, bir ülkeye enerji kaynaklarını veya doğal kaynakları kullanmak veya gümrük duvarlarını aşarak iç pazara mal ve hizmet satmak için geldiği bilinmektedir. Gelişmekte olan ülkeleri sömürme mantığı dışında yatırım yaptığı ülkeyle ’ekonomik kader birliği’ yapacak ve kazandığı paranın tamamını bu ülke içinde tekrar yatırıma dönüştürecek anlayışta olan yabancı sermayeye her türlü teşvik ve kolaylık sağlanacaktır.

11- Döviz kurlarını belirsizleştirmesi ve döviz riskine sebep olması dolayısıyla ve sermaye hareketleri üzerinde daraltıcı etkileri ve üreticimizin en riskli maliyet unsuru olması sebebiyle ’dalgalı kur politikasına son verilecek’tir. Türk parasının değeri, Merkez Bankası eliyle korunacak, dolarizasyonu önleyecek tedbirler alınacaktır.

12- Bankacılık kesimi, devlet denetimi altında olacak, faiz hadlerinin belirlenmesinde, banka kredilerinin sektörler ve firmalar arasındaki yatırımlarının dağılım ve yapısı kontrol altında tutulacaktır.

13- Uluslararası tahkim uygulamasına son verilecektir.

14- Gümrük Birliği, millî çıkarlarımız doğrultusunda tekrar gözden geçirilecektir.

15- Spekülatif para ve sermaye hareketlerine karşı tedbirler alınacaktır.

16- İşçi ve memurdan vergi alınmayacak; geliri 100 milyarın altında olan üretici ve pazarlamacıdan da vergi alınmayacaktır.

17- Tarım ve hayvancılık, ormancılık ve madencilik desteklenecek; bu işletmelerin devreye girmesi için faizsiz kredi verilecektir.

Tunalım…

NATIONAL ECONOMIC MODEL(Prof.Dr.Haydar Baş)

 
 
 

 MİLLİ EKONOMİ MODELİ

  Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi ‘05 Kapanış Konuşması /
Prof. Dr. Haydar BAŞ TürkçeEnglishRussianGerman

 Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi ‘05 Sonuç Bildirgesi


 http://www.milliekonomimodeli.com/index.php?mmedia=1&dde=mem1.wmv



 


TUNALIM...

DÜNYANIN EN GÜZEL YERLERİ

BackyardPool,BoraBora,FrenchPolynesia
 

Cappadocia,Turkey

 

ChandelierTree,Leggett,California

Colosseum,Rome,Italy

CreditRiver,Ontario,Canada

DuskBeforeDawn,Paris,France

Flatt_sHarbor,Smith_sParish,Bermuda

FlumeCoveredBridgeinAutumn,

GladeCreekGristMill,BabcockStatePark,West

Gustavia,Saint-Barthelemy

HecetaSunset,DevilsElbowStatePark,Oregon

InAmongsttheRocks,Goreme,Turkey

JapaneseGarden,WashingtonPark,Portland,Oregon

LegislativeBuilding,Victoria,

LondonEvening,TowerBridge,

MoonoverSanFrancisco

NiagaraFallsatNight,Canada

PlazaDeCibeles,Madrid,Spain

RockTombs,Dalyan,Turkey

Sunbeams,PercyWarnerPark,

Sunrise,Malibu,California

Toronto,Canada

TrinitadeiMontiChurch,SpanishSteps,Rome,Italy

TÜRK MÜZİĞİ

 

 

               
RadyoBiga Canlı TV izle        Ahmet YılmazTüm Şarkıları Ali KınıkBeni Öldü Say  Ali Kınık Bu Şarkı Ali Kınık Duvar Yazısı  Ali Aksoy Kar Tanesi  Alihan SamedovBalaban  Alihan SamedovBalaban 2 - Sızı  Araz Elses Atlar  Arif NazımKaradeniz Gibi  Arif NazımEski Adamlar  Arif NazımGüneş Ne Zaman Doğacak  Arif NazımTürkülerim Şiirlerim  Aşık SefaiAğıt  Aşık SefaiAyşem  Aşık SefaiBu Hesap Sorulacak   Aşık SefaiBizden Yana   Atilla YılmazOy Leyli  Atilla Yılmaz Vaktidir  Azerbaycan’dan EzgilerSeçme Parçalar  Barış Eken Hazar Gözlüm  BaşkalSenin İçin   BaşkalYalan Dünya   BaşkalNe Mutlu Türküm Diyene   Fahrettin Sönmez Zor Gelir   Garip Ozan Garip Ozan   Grup Gökçen Deli Kurtlar   Grup ÖtükenBir Ülkücü Sevdim  Grup TurkuazBaşbuğ’un Sevdiği Şarkılar  İbrahim DülgerKahkaha  İbrahim SadriSeçme Şiirler  Kaya KuzucuAnadolum  Kızıl ElmaKızılelma - 1  Kızıl ElmaKızılelma - 2  Mahmut Polat Özlettiler   Mehmet Borukcu Ülkem   Mehmet Borukcu Albayrak   Mehmet Borukcu Türkiyem   Mehmet Çeker Kutlu İhtilal   Mehter MarşlarıMehter Marşları   Mustafa Öcal ve Oğuzlar Dağlar Gibi   Mustafa YıldızdoğanArtık Kafaya Takmam  Mustafa YıldızdoğanBiz Bu Hallere Düşecek Adammıydık   Mustafa YıldızdoğanBu Vatan Kimin  Mustafa YıldızdoğanHan Duvarları  Mustafa Yıldızdoğanİnsanlar  Mustafa YıldızdoğanKarşılıksız Sevmedik mi   Mustafa YıldızdoğanMektup  Mustafa YıldızdoğanTürkiyem  Mustafa YıldızdoğanYandı Yürekler Yandı  Orhan Yiğit Veda  Neşet ErtaşSeçmeler  Orhan Hakalmaz “Türkü Yılı”  Orta Asya’dan Balkanlara Saz Saz, Bağlama ve Kopuz Yorumları  Osman ÖztunçAdamım  Osman Öztunç Birader   Osman ÖztunçDurmuş’un Türküsü  Osman ÖztunçSessiz Çığlık  Osman ÖztunçSusmam Ben  Osman ÖztunçYan Çizdim  Osman Öztunç Yolların Sonu   Ozan Nihat Birlik Olalım   SentezMehter Yorumları  SerdarcanSerdarcan  Türkiye - Türk Sanat MüziğiSeçmeler  Türkiye - Akdeniz TürküleriSeçmeler  Türkiye - Batı Karadeniz TürküleriSeçmeler  Türkiye - Doğu Karadeniz TürküleriSeçmeler  Türkiye - Doğu Anadolu TürküleriSeçmeler  Türkiye - Ege TürküleriSeçmeler  Türkiye - Güney Anadolu TürküleriSeçmeler  Türkiye - Marmara TürküleriSeçmeler  Türkiye - Orta Anadolu TürküleriSeçmeler  Türkiye - Rumeli TürküleriSeçmeler  Türk Dünyası Müzikleri Karışık Seçmeler  Türk Dünyası - Azerbaycan EzgileriSeçmeler  Türk Dünyası - Doğu Türkistan EzgileriSeçmeler  Türk Dünyası - Kerkük EzgileriSeçmeler    Türk Dünyası - Kerkük Marşları ve TürküleriSeçmeler  Türk Dünyası - Kazakistan EzgileriSeçmeler    Türk Dünyası - Kırgızistan EzgileriSeçmeler  Türk Dünyası - Kırım EzgileriSeçmeler   Türk Dünyası - Türkmenistan EzgileriSeçmeler   Türk Dünyası - Tatar EzgileriSeçmeler   Yıldırım Yıldızdoğan Vefasız     Yıldırım Yıldızdoğan ….

Meltem radyo DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN .. DİĞER ÇEŞİTLİ RADYOLAR Dinlemek için tıklayın…..TUNALIM:..