Uğur Kepekçi--TUNALIM..
KENDI ELINLE TESLIM OLMAK...
Gençler; Sizlere emanet edilen Cumhuriyet'e sahip çıkınız. Ulusu yönetenlerin sınırlı görüşlerini aşmak sizlerin görevidir!
Kurtuluş Savaşı neden yapılmış ki? Cumhuriyeti kurmaya ne gerek vardı? Mondros, Sevr bizleri Avrupa ve Avrupa devletleri ile bütünleştiren, bizi onlarla birleştiren anlaşmalar ve belgeler değil miydi?
Avrupa içimize girmişti. Siyasetiyle, şirketiyle, okullarıyla, gazetecileriyle ve tabii askeriyle... Tam olarak bütünleşmiştik. Elitimiz, siyasetçimiz, iş çevrelerimiz bu bütünleşmeyi büyük ölçüde onaylamışlardı.
Yabancı orduların askerleri ile futbol maçları yapıyor, turnuvalar düzenliyorduk. Biz Avrupa'ya daha o zaman girmiştik. Elitimiz onlarla daha o zaman iç içe, kucak kucağa oturmuştu. Türkiye bölünmüş de ne olmuş sanki? Ermeni'si, Rum'u ve diğerleriyle gül gibi geçinip gidiyorduk.
Bu bütünleşmeyi bozmaya ne gerek vardı. Hazır bütünleştiğimiz Avrupalıları ülkemizden çıkarmak için onlarla savaşmaya ne gerek vardı? Şikâyet edecek ne vardı ki? Avrupalılar biz ne zarar vermişlerdi ki? Elitimiz memnundu, gerisi de hiç önemli değildi. Köylü, gariban kimin umurundaydı ki?
- Şirketleri buradaydı: Ne güzel, iç ticaretimizi, dış ticaretimizi, dokumamızı, tütünümüzü, gazımızı, elektriğimizi, demiryollarımızı, denizyollarımızı onlar idare ediyorlardı. Bütün bunlar Batılılaşmanın, Avrupalılaşmanın unsurları değil miydi sanki?
Bu Avrupalı ve Batılı şirketleri kovarak suyu, elektriği, gazı, demiryollarını millileştirmeye ne gerek vardı? Daha sonradan özelleştirerek tekrar aynı şirketlere satmaya çalışacağımıza en baştan onlara hiç dokunmamak daha uygun olmaz mıydı?
- Sonra ne gerek vardı Mustafa Kemal 'in misyoner okullarını kapatmasına, onların faaliyetlerini yasaklamasına? Şimdi teşvik etmiyor muyuz? Devlet liselerini, üniversitelerini bile İngilizce, Fransızca, Almanca dili ve hocalarıyla donatmıyor muyuz?
- Mondros ve Sevr bu bölgeyi ve insanlarını Avrupa'nın ve Amerika'nın himayesi altına bir güzel sokmuştu. Şimdilerde, onların ordularını içimize sokmak için Meclis'lerden karar çıkarmaya çalışıyoruz. Karar çıkmıyor, adamlar bize kızıyorlar. O zaman hazır gelmişler, yerleşmişler; karar çıkartmaya bile gerek yoktu ki.
Gül gibi geçinip gidiyorduk. Esnaf memnun, kiliseler dolu, Avrupa ve Amerika parası akmayacak mıydı? Beyoğlu'nun eğlence yerleri de dahil olmak üzere...
Kim demiş 'Kurtuluş Savaşı' diye?
Kim çıkarmış bu Kurtuluş Savaşı'nı? Adamları kovmuşuz, hem de savaşarak. Yalnız askerlerini değil şirketlerini, misyonerlerini, okullarını da göndermişiz. Cumhuriyet diye, bağımsızlık diye, Atatürk ilkeleri diye kopmuşuz Batı'dan.
Utanmadan şirketlerini ve okullarını bile millileştirmişiz. Halbuki biz Tanzimat'la birlikte, Avrupa'yla bütünleşmek için ''Gayri millileşmeyi, bir milli politika olarak benimsememiş miydik''?..
Avrupa'yla bütünleşmek istiyorsan ulusal değil ''gayri milli'' olacaksın.
- Bak, bazı büyük sermaye çevreleri ne güzel söylüyorlar; her şey gayri milli olmalı diyorlar. Mallar dışarıdan gelsin, akıl, kültür ne varsa dışarıdan gelsin. Din, eğitim dışarıdan gelsin demiyorlar mı?
- Bazı tarikatlar da bu görüşü savunmuyorlar mı?
Ulusal bir şey yoktur, bize Avrupa ve Amerika himayesi gerekir demiyorlar mı? Bizim askerlerle olmaz, bize onların askerleri uyar diye düşünmüyorlar mı?
1919-1923 arasında ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaptığımız hataları şimdi düzeltiyoruz.
- Balta Limanı Antlaşması'na rahmet okutan Gümrük Birliği belgeleri imzalıyoruz.
- Avrupa Birliği'ne bir güzel, ''tek yanlı bağlanıyoruz'' .
- Eğitimimizi gayri milli hale getirip misyoner okullarına destek veriyoruz.
- Türk Hava Yollarımızı, Tekelimizi, denizyollarımızı, sigaramızı, telefonumuzu yeniden yabancı şirketlere teslim ediyoruz.
- Kısacası yeniden Avrupa'nın ve Amerika'nın himayesi altına giriyoruz. Aynen işgal yıllarında olduğu gibi, aynen Mondros, Sevr yıllarında olduğu gibi Batı ile bütünleşiyoruz.
Evet değerli okurlar bütün bu yazdıklarıma ''Bu bir cennet'' diyenler var; bu, ''Yeniden cehennemin içine girmektir'' diye düşünenler var.
Ya siz hangi taraftasınız?
Bu yazı, Prof. Manisali'nın "Ya Siz Hangi Taraftasınız" başlıklı köşe yazısından alınmıştır. TUNALIM..
MİLLİ EKONOMİ NEDİR?..
Tunalım…
NATIONAL ECONOMIC MODEL(Prof.Dr.Haydar Baş)
|
MİLLİ EKONOMİ MODELİ
http://www.milliekonomimodeli.com/index.php?mmedia=1&dde=mem1.wmv
TUNALIM... |
DÜNYANIN EN GÜZEL YERLERİ
Cappadocia,Turkey
ChandelierTree,Leggett,California
Colosseum,Rome,Italy
CreditRiver,Ontario,Canada
DuskBeforeDawn,Paris,France
Flatt_sHarbor,Smith_sParish,Bermuda
FlumeCoveredBridgeinAutumn,
GladeCreekGristMill,BabcockStatePark,West
Gustavia,Saint-Barthelemy
HecetaSunset,DevilsElbowStatePark,Oregon
InAmongsttheRocks,Goreme,Turkey
JapaneseGarden,WashingtonPark,Portland,Oregon
LegislativeBuilding,Victoria,
LondonEvening,TowerBridge,
MoonoverSanFrancisco
NiagaraFallsatNight,Canada
PlazaDeCibeles,Madrid,Spain
RockTombs,Dalyan,Turkey
Sunbeams,PercyWarnerPark,
Sunrise,Malibu,California
Toronto,Canada
TrinitadeiMontiChurch,SpanishSteps,Rome,Italy
TÜRK MÜZİĞİ
Meltem radyo DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN .. DİĞER ÇEŞİTLİ RADYOLAR Dinlemek için tıklayın…..TUNALIM:..
HUKUK İHLALLERİ VE MEDYA BASKISI
AKP hakkında başlatılan kapatma davasında sona doğru yaklaşıldıkça malum medya ve kürsel güçler, hukuk ihlali ve kamuoyu baskısını artırmaya başladılar. AB komiserinden tutun, adı sanı duyulan-duyulmayan ABD ve AB’de görev yapan sivil toplum kuruluşlarına varıncaya kadar tehditler savurarak içişlerimize açıktan müdahale etmektedirler.
Örneklerden birini aktaralım; Star Gazetesi’nde çıkan 10.05.2008 tarihli şu habere bir bakın değerli dostlar.
Başlık: “Kapatmaya ABD ve AB kayıtsız kalamaz.
Washington'dan Ankara'ya sert uyarı: AK Parti'nin kapatılması darbedir. Eğer parti kapatılırsa ABD ve AB buna kayıtsız kalamaz” .
Okuyucu habere bakınca ABD’den sert uyarı var, mantığıyla yaklaşacak belki de sözün sahibine bile bakmayacak… Halbuki haberin içeriğine bakınca, bir düşünce kuruluşunda düzenlenen konferansta konuşulmuş bir cümledir (sert ya da yumuşak, bu açık bir hukuk ihlalidir, tehdittir, suçtur)
Habere devam edelim;
“AK Parti'ye açılan kapatma davası AB kadar ABD'nin de gündeminden düşmüyor. Washington'daki düşünce kuruluşlarından Brookings Institute'de düzenlenen Sakıp Sabancı Konferansı'nda kapatma davası tartışıldı. Davanın askeri darbeyle eş tutulduğu konferansta, AK parti'nin kapatılmasına AB ve ABD'nin kayıtsız kalamayacağı belirtildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın eski yetkilisi Nicholas Burns, Türkiye'nin geleceğinin sivil yönetimde olduğunu belirterek darbe dönemlerinin geçmişte kaldığını söyledi. Brookings Enstitüsü uzmanı Philip Gordon da 'Seçim kazanmış bir partinin darbe ile indirilmesine ABD ve AB kayıtsız kalamaz' dedi. Gordon 'Dava ile askeri darbeyi aynı kefeye mi koyuyorsunuz' sorusuna, 'Kelimeleri bilerek böyle seçtim' yanıtını verdi. Burns de ilerleyen dakikalarda Gordon ile aynı fikri paylaştığını söyledi.”
Halen yargı aşamasında olan bir dava hakkında bu tip ifadelerin yazılıp çizilmesi açıkça bir hukuk ihlali olduğunu açıktır. Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu, Danıştay’ın 140. kuruluş yıldönümü töreninde yaptığı konuşmada kapatma davası hakkında yapılan etkilemeye yönelik yorumlara karşı sert bir çıkış yaparak gerekli tespiti ve müdahaleyi de yapmıştır.
“Yargıya intikal eden konularda, gerek ulusal, gerekse uluslararası çevrelerce yargı organlarını yönlendirme ve etki altına alma girişimlerini doğru bulmuyoruz. Kendi ülkelerindeki yargı organlarına ve bu organların karar ve dava süreçlerine gösterdikleri saygıyı, aynı şekilde, Türk Milleti adına karar veren bağımsız Türk yargısına da göstermelidirler. Demokrasinin, hukuka saygının ve yargı bağımsızlığının gereği budur.
Yargı dışındaki güçler, yargı üzerinde egemen olma, yargı mensuplarına yönelik maksatlı yorum ve nitelendirmelerde bulunmak suretiyle yargı faaliyetini kontrol etme ve hür iradeleri ile karar vermelerini etkileme, hatta engelleme yanılgısına düşmemelidir.”
Bir partinin % 46 değil % 100 bile oy alarak iktidara gelmesi, o iktidar sahiplerine hukuk dışı hareket hakkı vermemiştir. Yazarlar çizerler ve hukuk devletinin devamından yana olduğunu iddia eden herkes; sağduyu ile mahkemenin vereceği kararı beklemek ve verilecek karara saygı göstermek zorundadır.
Bir ülkenin kaderi; bir partinin kapatılmasına ya da kapatılmamasına bağlanamaz. Partiler, liderler ve fikirler gelip geçicidir. Asıl olan Türkiye Cumhuriyeti’nin hür ve bağımsız olarak ilelebet payidar olmasıdır… Vesselam..!
Uğur Kepekçi--TUNALIM..
BARIŞIN KENTİ ÇANAKKALE
| l |
ÖYLE BİR YERDİ ÇANAKKALE
Ölümün en şerefli şekli can vermenin en güzel yeri
Sevdalıların birbirinden ayrı düştüğü vatan sevdasının ağır bastığı
Talebenin âlim’in silah kuşandığı İlimi bırakıp cenk’e daldığı
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
DÜNYAYA HUZURU ANCAK TÜRK'LER GETİRİR...
Balkan toprakları dil, din ve ırk bakımından çok karışık bir yapıya sahiptir. Bu karışık coğrafyada barışın, huzurun ve güvenliğin sağlanması çok zordur. Ancak bu zorluğu Osmanlı İmparatorluğu aşmış ve Balkanlar’a asırlar boyunca istikrar ve barış getirmiştir. 16. yüzyılda başlayıp 19. yüzyılın sonuna kadar süren Osmanlı yönetimi hem bölge halkının yaşam kalitesini yükseltmiş, hem de kültür ve medeniyetin gelişmesine çok önemli katkılarda bulunmuştur.
Osmanlı’nın izlerini Balkan topraklarının dört bir yanında görmek mümkündür. Günümüzde Osmanlı mimarisinin ürünü olan camiler, kervansaraylar, çeşmeler ve köprüler eski istikrar dolu dönemi temsil etmekte, Balkan Müslümanları da geçmişteki huzur ve barış yıllarını özlemektedirler.
Osmanlı’dan kalan eserleri yok ederek Osmanlı’nın izlerini silmek isteyenler ise yanılmaktadırlar. Bu izleri silmek mümkün değildir. Çünkü dört kıtaya nizam vermiş olan Türk Milleti, Balkan halklarının yardım çığlığını duymuştur ve onların yardımına mutlaka koşacaktır. Türk Milleti’nin öncülüğünde kurulacak olan bir Türk Birliği tüm dünyaya huzur ve barış getirecektir.
Cezayir 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı yönetiminde huzur, güvenlik ve barış içinde yaşadı. Ancak 1830 yılında başlayıp 132 yıl süren Fransız işgali boyunca, Fransız kuvvetleri Müslüman Cezayir halkına yönelik çok büyük katliamlara, işkencelere ve zulümlere imza attılar.
Fransız General Ausaresses’in yazdığı bir kitap Fransa’nın Cezayir’de yaptığı bu katliamları tekrar gözler önüne serdi. 83 yaşındaki Ausaresses bazen emir verdiği, bazen de bizzat tanık olduğu katliam, işkence, yargısız infazlar ve intihar süsü verilen ölümlere Services Speciaux, Algerie, 1955-1957 (Özel Servisler, Cezayir 1955-1957) isimli kitabında geniş yer verdi. Le Monde gazetesindeki haberde Ausaresses, “ölüm birliği” olarak isimlendirdiği Fransız polisinin sistemli bir işkence yaptığını ve bu işkence ve cinayetlerin siyasi iktidarın emirleri ve bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğini söylüyor.
Ausaresses’in anlattıkları Cezayir’de yapılan katliamların sadece çok küçük bir yönüdür. Bugün dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar gibi Cezayir halkı da çok büyük baskı altındadır. Harun Yahya’nın yeni kitabı Türk’ün Dünya Nizamı’nda Osmanlı döneminde huzur ve barış içinde yaşayan İslam topraklarında, bugün yaşanan karışıklıklar anlatılmakta ve 21. yüzyıla adım attığımız bugünlerde Türkiye’nin geleceğe dair misyonunun, tarihteki Türk devletlerinin büyüklüğüne yakışır nitelikte olması gerektiğinin altı çizilmektedir.
ACI ÇEKEN İNSANLARIN YERİNE
KENDİNİZİ KOYARAK DÜŞÜNÜN
Dünyanın dört bir yanında, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da, Filipinler’de, Filistin’de, Cezayir’de, Lübnan’da, Çad’da, Abhazya’da, Sudan’da, Keşmir’de, hiçbir suçları olmadığı halde insanlar işkence edilerek öldürülüyorlar.
Milyonlarca insan hayatlarının her saniyesini ölüm tehdidi altında geçiriyor.
Peki bu durumla muhatap olmayan insanlar ne yapıyorlar?
Bütün dünyada insanlar sıcak evlerinde koltuklarına oturuyor, televizyon haberlerinde bu kişilerin durumlarını izliyorlar. Ancak kimse bu insanlar için birşey yapmıyor.
Her insan bir an için, kendini zulüm altında yaşayanların yerine koysa; her gün, yakınlarının, sevdiklerinin alınıp götürüldüğünü, katledildiğini düşünse…
Ve bütün bunlara rağmen dünyanın hiçbir ülkesinden yardım eli uzanmasa…
Kendisi için böyle bir hayatı istemeyen akıl ve vicdan sahibi her insan, diğer insanların da kurtuluşunu ve huzurunu istemelidir.
Kimse “Benim elimden ne gelebilir ki!” dememelidir. Elbette herkesin elinden bir şeyler gelebilir. Herkes Allah’ın emrettiği güzel ahlakı yaşayarak ve çevresinde yaşatmaya çalışarak yeryüzündeki zulmün sona ermesine yardımcı olabilir. Türk Milleti sahip olduğu yüksek vicdanla bu durumun üzerine gidebilecek ve iyiliğin yeryüzünde hakim olmasına vesile olabilecek yegane millettir.
BALKANLAR’DA YAŞANAN ÇATIŞMALARIN ÇÖZÜMÜ,
TÜRK’ÜN DÜNYA NİZAMINDA SAKLIDIR
Bugün Makedonya’da, Kosova’da ve Bosna’da yaşananları anlamak ve çözüm yollarını bulmak için Türkiye’nin bölge ile tarihi bağlarını doğru tespit etmek gerekir. Balkanlar’da Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad’ı almasıyla sağlamlaşan Osmanlı hakimiyeti, bölgeye asırlar süren bir istikrar ve barış getirmiştir. Din, dil ve ırk bakımından çok karışık bir yapıya sahip olan Balkanlar’daki bu istikrarın nedeni ise Türk Milleti’nin özünde var olan ve Türklerin İslam’ı kabul etmesiyle birlikte asıl kimliğini bulan ahlak anlayışıdır. Kuran’da emredilen bu ahlakın başlıca özellikleri, dürüstlük ve mertlik, zulümden ve haksızlıktan uzak durmak, adaleti her zaman ayakta tutmak, hoşgörüden ve uzlaşmadan yana olmaktır.
Belki bugün Devlet-i A’li Osmaniye yoktur, ama Balkanlar’ı bir uçtan diğer bir uca kat eden bir Türk-İslam kültürü ve medeniyeti onun mirası olarak hala ayaktadır. Sayıları 10 milyonu bulan Balkan Müslümanları, Edirne’den Bihaç’a kadar uzanan bir hat üzerinde yaşamaktadırlar. Dahası, bu hat üzerinde bazıları 1878′den bazıları ise 1912′den bu yana direnmektedirler. Tek umutları ise bir gün eski huzurun, barışın ve düzenin yeniden kurulması, güçlü bir birliğin tesis edilmesidir…
Türkiye’nin liderliğinde oluşturulacak bir birlik, hem çatışmaların sonu olup bölgeye kalıcı barışı getirecek, hem de Balkan halklarının umutlarını huzura kavuşturacaktır. Dünya tarihinin en güçlü devletlerini kurmuş, tüm Akdeniz ve Ortadoğu coğrafyasına nizam vermiş olan Türk Milleti’nin aramış olduğu çözüm ve çıkış yolları, kendi tarihinde mevcuttur.Saygılarımla..TUNALIM.. Alıntı:Türk dünyası
KENDİNİZİ KOYARAK DÜŞÜNÜN
TÜRK’ÜN DÜNYA NİZAMINDA SAKLIDIR
























